İş dünyasında uzun süredir sezgisel olarak konuştuğumuz bir mesele var: Çalışanlar iyi hissetmiyor. Yeni olan şey, bunun artık duygusal bir şikâyet değil, ölçülebilir bir veri seti haline gelmiş olması.
Heltia tarafından 150’den fazla kurumda, 230 bini aşkın çalışanla yapılan ve yaklaşık 90 bin seansı kapsayan analizler, çalışan deneyiminin merkezine net bir başlık koyuyor: mental sağlık.
Platform verilerine göre destek talebinin yüzde 68’i mental sağlık alanında yoğunlaşıyor. Beslenme ise yüzde 27 ile oldukça geriden geliyor. Bu fark, “çalışan esenliği” başlığı altında yıllardır eşitmiş gibi ele alınan alanların aslında eşit olmadığını gösteriyor.
Verilerin en çarpıcı tarafı şu: Kullanıcıların yaklaşık yüzde 90’ı, son dönemde yaptığı işlerden keyif almadığını söylüyor. Bu oran tek başına bir “mutluluk” problemi değil; bağlılık, verimlilik ve tükenmişlik tartışmalarının ortak paydası.
Buna eşlik eden tablo da şaşırtıcı değil:
Bu noktada mesele sadece iş yükü değil. Kullanıcıların yüzde 67’si en büyük zorlanmayı kendisiyle olan ilişkisinde yaşadığını söylüyor. Yani problem, ofis düzeninden çok daha derinde.
Mental sağlık başlığının altında romantik ilişkiler, aile ilişkileri ve sosyal çevre ciddi paya sahip. Romantik ilişkilerde zorlananların oranı yüzde 53, aile ilişkilerinde yüzde 46. Bu da bize şunu söylüyor: Çalışan, iş yerinde yaşadığını işte bırakmıyor. Zaten bırakabilseydi bu tablo oluşmazdı.
Ebeveyn olan kullanıcı oranı yüzde 29. Bu grup için öne çıkan beklenti esneklik ve dijital erişim. Yani klasik “yan hak” paketlerinin ebeveynlik yüküyle pek bir ilgisi yok.
Kullanıcıların yüzde 74’ünün kadın olması önemli bir sinyal. Bu durum genellikle “kadınlar daha çok zorlanıyor” şeklinde yorumlanıyor ama veri daha farklı bir şey söylüyor olabilir: Kadınlar destek almaya daha açık.
Bu da iş dünyasında hâlâ çözülmemiş bir paradoksu hatırlatıyor: Destek ihtiyacı cinsiyete göre değil, destek talep etme davranışı kültüre göre değişiyor.
Verilerin ilginç bir yanı da bireysel iyilik halinin sosyal etkiye dönüşmesi. Platform içindeki puan kullanımının yüzde 60’ının sosyal sorumluluk projelerine aktarılması, çalışanların “iyi hissetme” hâlini yalnızca kendileri için istemediklerini gösteriyor.
Burada dikkat çekici olan şey bağışın kendisi değil; mental sağlık ile toplumsal duyarlılık arasındaki bağın görünür hale gelmesi.
Bu veriler bize şunu söylüyor:
Çalışan deneyimi artık masa, sandalye, ofis manzarası meselesi değil. İnsanlar kendileriyle, ilişkileriyle ve yaptıkları işle bağ kurmakta zorlanıyor. Bunu görmezden gelmek mümkün ama bedeli her yıl daha pahalıya çıkıyor.
Bu tabloyu “gençler hassaslaştı” diye açıklamak isteyenler olabilir. Veriler başka bir şey söylüyor: Sorun yeni değil, ölçüm yeni.