Türkiye’de kumar tartışması genellikle iki uç arasında sıkışıyor: Bir tarafta “zaten herkes oynuyor, ne olacak” rahatlığı, diğer tarafta yalnızca ahlaki panikle yürüyen yasakçı refleksler.
Türkiye Kumar Raporu (2025) bu iki yaklaşımı da veriye dayalı biçimde boşa düşürüyor. Çünkü raporun söylediği şey net:
Kumarın yaygınlığı artmıyor olabilir, ama yol açtığı zararlar hızla derinleşiyor.
Yeşilay ve Sağlık Bakanlığı iş birliğiyle yürütülen 15 Yaş ve Üzeri Nüfusta Sağlık Davranış Araştırması verilerine göre, 2025 itibarıyla Türkiye’de hayatında en az bir kez kumar oynayanların oranı %10,1.
Bu oran 2020’de %14,8, 2022’de %10,3’tü. Yani yüzeyde bakıldığında bir düşüş ve ardından durağanlık var.
Ama bu tablo yanıltıcı.
Kısacası kumar toplumun dar bir köşesinde değil, tam ortasında duruyor.
Raporun en çarpıcı bulgularından biri yaygınlık değil, müdahale verileri.
Yeşilay Danışmanlık Merkezleri’ne (YEDAM) kumar bağımlılığı nedeniyle yapılan başvurular:
Bu bize şunu söylüyor:
Daha fazla insan kumar oynamıyor olabilir, ama oynayanlar daha ağır sonuçlar yaşıyor.
Bu, bağımlılık literatüründe tipik bir “yoğunlaşma etkisi”dir. Riskli davranış yayılmaktan çok derinleşir.
Raporda özellikle altı çizilen bir başlık var: kumar–oyun yakınsaması.
Sonuç: Kumar, bireyin zihninde artık ayrı bir riskli davranış değil, gündelik dijital akışın doğal bir parçası hâline geliyor.
Bu noktada mesele yasa dışı bahisle sınırlı değil. Yasal, lisanslı ve pazarlama destekli kumar, bağımlılık açısından en az yasa dışı alan kadar riskli bir zemine sahip.
YEDAM başvurularının %97’si erkek.
Bu oran, kumarın erkeklerde daha yaygın olduğu gerçeğini yansıtıyor ama aynı zamanda başka bir soruna işaret ediyor:
Kadınlar kumar bağımlılığı nedeniyle neredeyse hiç tedaviye ulaşmıyor.
Bu durum, erişim, damgalanma ve görünmezlik sorunlarını gündeme getiriyor. Kadınlarda kumar bağımlılığı ya gerçekten daha az ya da daha sessiz yaşanıyor. Her iki ihtimal de politika açısından kritik.
5. Halk Sağlığı Perspektifi Neden Şart?Dünya Sağlık Örgütü verileriyle de uyumlu biçimde rapor şunu açıkça ortaya koyuyor:
Bu nedenle kumar, bireysel irade meselesi olmaktan çıkmış durumda.
Bu bir halk sağlığı sorunu.
Raporun en güçlü yanı da burada:
Kumarı yalnızca hukuki ya da ahlaki değil, epidemiyolojik ve toplumsal maliyetleriyle ele alması.
Türkiye’de kumar meselesi “yasak mı serbest mi” ikiliğine sıkıştırıldıkça asıl sorun gözden kaçıyor:
Kumar, dijitalleşme ve pazarlama yoluyla normalleşiyor, zarar ise bireyin omzuna bırakılıyor.
2025 raporu bize şunu söylüyor:
Önleme, erken müdahale, dijital düzenleme ve bağımlılık okuryazarlığı olmadan bu tablo kendi kendine düzelmeyecek.
Kumar artmıyor gibi görünebilir.
Ama bedeli hızla ağırlaşıyor.
Ve bu bedel, istatistiklerde değil, insanların hayatlarında ödeniyor.