Ipsos’un 2026 Dünya Kadınlar Günü araştırması Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği algısının küresel ortalamadan daha yüksek olduğunu, ancak gerçek yaşam deneyimlerinde ciddi eşitsizliklerin sürdüğünü ortaya koyuyor.
Kadınların işgücüne katılımı, güvenlik algısı ve gelecek beklentileri Türkiye’deki eşitlik tartışmasının hâlâ tamamlanmamış bir hikâye olduğunu gösteriyor.
Ipsos’un 29 ülkede gerçekleştirdiği araştırmaya göre dünya genelinde insanların %68’i kadın-erkek eşitliğinin önemli olduğunu düşünüyor.
Türkiye’de ise bu oran %75.
İlk bakışta olumlu bir tablo var. Türkiye’de toplumun büyük bölümü eşitliği önemseyen bir tutuma sahip.
Ancak burada ilginç bir ayrım ortaya çıkıyor:
Yani eşitliğin önemini en çok eşitsizliği yaşayan kesim vurguluyor.
Bu da araştırmalarda sık görülen bir durum:
eşitsizliği deneyimleyenler problemi daha net görüyor.
Araştırmada katılımcılara şu ifade soruluyor:
“Türkiye’de bugün genel olarak kadın ve erkeğe eşit davranılıyor.”
Sonuç oldukça çarpıcı.
Toplumun yaklaşık yarısı bu ifadeye katılmıyor.
Bu veri iki şeyi gösteriyor:
Bu, Türkiye’de norm ile gerçeklik arasındaki farkı gösteren önemli bir gösterge.
Araştırmanın bir başka kritik bulgusu şu:
“Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olması konusunda ülkede yeterince ilerleme kaydedildi.”
Bu ifadeye Türkiye’de katılım oranı:
Yani yalnızca bir yıl içinde 4 puanlık bir gerileme var.
Daha da dikkat çekici olan nokta şu:
Türkiye’de olumsuz görüş bildirenlerin oranı olumlu görüş bildirenlerden daha yüksek.
Toplum ilerleme konusunda daha karamsar bir noktaya doğru kayıyor.
Araştırmaya göre dünya genelinde insanların %54’ü, kadınların iş dünyasında ve hükümette daha fazla liderlik pozisyonuna gelmeden eşitliğin sağlanamayacağını düşünüyor.
Kadınlar arasında bu görüş daha güçlü:
Türkiye’de de bu görüş dünya ortalamasına yakın.
Bu bulgu bize şunu gösteriyor:
Eşitlik yalnızca sosyal bir konu değil.
Kurumsal ve politik temsil meselesi.
Türkiye’deki yapısal eşitsizliğin en net görüldüğü alanlardan biri işgücü.
TÜİK verilerine göre:
Yani çalışma çağındaki kadınların yaklaşık üçte ikisi işgücünün dışında.
İstihdam oranları da benzer şekilde ayrışıyor:
Bu fark yalnızca ekonomik değil.
Ekonomik bağımsızlık, aynı zamanda karar alma gücünü de belirliyor.
Araştırmaya göre toplumun yaklaşık yarısı, ekonomik bağımsızlık olmadığı için kadınların ev içinde ve dışında ana karar verici olmadığını düşünüyor.
Araştırmada ortaya çıkan en çarpıcı bulgulardan biri kadınların güvenlik algısı.
Bu veriler eşitlik tartışmasının yalnızca iş ve politika meselesi olmadığını gösteriyor.
Aynı zamanda temel güvenlik meselesi.
Araştırmanın belki de en düşündürücü bulgusu şu:
Dünya genelinde insanların yarısından fazlası bugünün genç kadınlarının annelerinden daha iyi bir hayat yaşayacağını düşünüyor.
Türkiye’de ise tablo tersine dönüyor.
Her 3 kişiden biri, genç kadınların annelerinden daha kötü bir hayat yaşayacağını düşünüyor.
Bu veri, Türkiye’nin araştırmaya katılan ülkeler arasında gelecek konusunda en karamsar ülkelerden biri olduğunu gösteriyor.
Tarihsel olarak bakıldığında kadın hakları mücadelesi yeni değil.
1857’de New York’ta daha iyi çalışma koşulları isteyen kadın işçilerin mücadelesi,
2020’lerde İran’daki “Kadın, Hayat, Özgürlük” protestoları…
Bu mücadele farklı coğrafyalarda farklı şekillerde devam ediyor.
Ipsos araştırması bize basit ama güçlü bir gerçeği hatırlatıyor:
Eşitlik yalnızca hukuki bir hedef değil
aynı zamanda toplumsal bir dönüşüm süreci.
Ve bu süreç henüz tamamlanmış değil.
Araştırmanın ortaya koyduğu tablo şöyle özetlenebilir:
Bu veriler bize tek bir şeyi söylüyor:
Eşitlik tartışması bitmiş değil.
Tam tersine,
belki de yeni başlıyor.