Pandemi sonrası dönemde şirket iflasları geçici bir anomali gibi anlatıldı. Devlet destekleri, ertelenmiş borçlar ve “normalleşme” söylemi bu hikâyeyi taşıdı. Allianz Research’in 2026–27 Küresel İflas Görünümü bu anlatıyı artık net biçimde kapatıyor.
İflaslar geçici değil.
Yapısal olarak yüksek bir seviyede kalıcılaşıyor.
Rapora göre küresel şirket iflasları:
Bu ne demek?
2027’de bile dünya genelinde iflas sayısı pandemi öncesi ortalamanın %23 üzerinde olacak.
Başka bir deyişle:
“Kriz geçti” söylemi, veriye dayanmıyor.
Asya-Pasifik, iflas artışının ana sürükleyicisi. Çin tek başına küresel artışın omurgasını oluşturuyor.
ABD, tarifelerle gecikmiş ama ertelenmiş bir iflas dalgasıyla karşı karşıya.
Batı Avrupa ise 2026’da sınırlı bir düşüş yaşasa bile, tarihsel olarak hâlâ yüksek bir plato üzerinde.
Raporda özellikle dikkat çeken nokta şu:
İflas artışı artık yalnızca KOBİ meselesi değil.
Büyük ölçekli şirket iflasları, tedarik zinciri üzerinden sistemik risk yaratıyor.
2025’in ilk 9 ayında:
Bu, domino etkisinin kitabî tanımı.
Rapordaki en çarpıcı detaylardan biri Türkiye’ye dair.
Türkiye için:
Bu oranlar Türkiye’yi:
Neden?
Allianz Research üç temel faktöre işaret ediyor:
Özellikle kaldıraçlı ve ihracata duyarlı sektörler için tablo rahatlatıcı değil.
Raporun belki de en önemli katkısı şu tespit:
İflasları yukarı iten şey yalnızca faiz oranları değil.
Düşük büyüme ile yüksek rekabetin aynı anda yaşanması.
Bu kombinasyon:
Ve evet, rapor açıkça söylüyor:
Eğer AI kaynaklı büyüme bir “dot-com benzeri” kırılma yaşarsa, iflas sayıları binlerce şirket daha artabilir.
Bu raporun anlattığı şey bir kriz alarmı değil.
Daha kötüsü:
Yeni normalin kendisi.
Daha fazla şirket kuruluyor.
Ama daha fazlası da batıyor.
Bu, piyasanın temizlenmesi değil;
sürekli bir kırılganlık rejimi.