Arastiriyorum 3 hours ago
akadm #makale

Eğitim Sistemlerine Güven Neden Eriyor? Türkiye ve ABD Verileri Aynı Soruyu Soruyor

Türkiye’de eğitim kalitesinden memnun olanların oranı yalnızca %15. ABD’de K-12 eğitiminden memnuniyet %32 ile Gallup’un 27 yıllık ölçümündeki en düşük seviyeye indi. Daha önemlisi, iki ülkeden gelen veriler eğitimin yalnızca bugünkü kalitesinin değil, gençleri geleceğe hazırlama kapasitesinin de sorgulandığını gösteriyor.

Eğitim sistemlerinin başarısını ölçerken genellikle sınav sonuçlarına, okul sayısına, öğretmen başına düşen öğrenciye veya üniversiteye giriş oranlarına bakıyoruz.

Fakat eğitimle ilgili daha temel bir gösterge var:

Toplum, eğitim sisteminin çocukları geleceğe hazırladığına inanıyor mu?

Türkiye’den Ipsos’un 2024 ve 2025 Eğitim Monitörü sonuçları ile ABD’den Gallup’un Eylül 2026’da yayımladığı K-12 eğitim araştırması birlikte okunduğunda oldukça dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor.

İki araştırma aynı metodolojiyle yapılmadığı için Türkiye ile ABD arasında doğrudan bir sıralama yapmak doğru değil. Ancak farklı sorularla ölçülen sonuçlar ortak bir noktaya işaret ediyor:

Eğitim sistemlerine duyulan güven zayıflıyor ve tartışmanın merkezi giderek “okul ne öğretiyor?” sorusundan “okul geleceğe hazırlıyor mu?” sorusuna kayıyor.


Türkiye: Eğitimden memnuniyet %15

Ipsos’un 2025 Eğitim Monitörü araştırmasına göre Türkiye’de eğitim kalitesinden memnun olduğunu söyleyenlerin oranı yalnızca %15.

2024 yılında bu oran %13’tü.

İlk bakışta iki puanlık bir iyileşme var gibi görünüyor. Ancak aynı araştırmada eğitimden memnun olmayanların oranı %63 ve Türkiye araştırmaya dahil edilen 30 ülke arasında eğitime en olumsuz yaklaşan ülke.

2024 verileri de benzer bir tablo gösteriyordu. O yıl eğitim kalitesinden memnuniyet %13, memnuniyetsizlik ise %64 seviyesindeydi.

Dolayısıyla bir yıllık değişimden çok seviyenin kendisine bakmak gerekiyor.

Türkiye’de eğitim sistemine ilişkin memnuniyetsizlik artık geçici bir dalgalanmadan çok yapısal bir algıya benziyor.


ABD: 27 yılın en düşük seviyesi

Gallup’un Ağustos 2026’da gerçekleştirdiği araştırma ise ABD’de benzer bir güven sorununu ortaya koyuyor.

Amerikalıların yalnızca %32’si K-12 eğitim sisteminin kalitesinden memnun.

Memnun olmayanların oranı %67.

Daha çarpıcı olan ise uzun dönemli değişim.

Gallup bu soruyu 1999’dan beri takip ediyor. Eğitimden memnuniyet bu 27 yıllık dönemde ortalama %44 seviyesinde gerçekleşmişti.

2004 yılında oran %53 ile zirveye çıkmıştı.

2026'da ise:

%32.

Bu, Gallup’un 27 yıllık ölçümündeki en düşük seviye.

Üstelik düşüş oldukça hızlı. ABD’de K-12 eğitiminden memnuniyet yalnızca son iki yılda 11 puan geriledi.

Yani eğitim sistemlerine yönelik güvensizlik yalnızca Türkiye’ye özgü bir tartışma değil.


Fakat insanlar kendi okullarından daha memnun

Gallup araştırmasının belki de en ilginç sonucu burada ortaya çıkıyor.

ABD’de K-12 çağında çocuğu bulunan ebeveynlerin yalnızca %32’si ülkenin genel eğitim sisteminden memnun.

Fakat aynı ebeveynlere kendi çocuklarının aldığı eğitim sorulduğunda memnuniyet:

%66’ya çıkıyor.

Neredeyse iki katı.

Bu fark önemli.

Çünkü insanların doğrudan deneyimledikleri okul ile zihinlerindeki “ülkenin eğitim sistemi” aynı şey olmayabilir.

Bir ebeveyn kendi çocuğunun öğretmeninden, okulundan veya eğitim ortamından görece memnun olabilirken sistemin tamamının kötüye gittiğine inanabilir.

Ancak burada başka bir uyarı daha var.

Ebeveynlerin kendi çocuklarının eğitiminden memnuniyet oranı da Gallup ölçümlerindeki en düşük seviyeye gerilemiş durumda.

1999 yılında bu oran %83’tü.

2026’da:

%66.

Yani sistem algısıyla kişisel deneyim arasında ciddi bir fark bulunsa da kişisel deneyimdeki memnuniyet de uzun vadede aşınıyor.


Türkiye’de problem müfredata kadar uzanıyor

Ipsos’un Türkiye verileri memnuniyetsizliğin nerelerde yoğunlaştığını biraz daha ayrıntılı gösteriyor.

2025 araştırmasına göre Türkiye’de:

Her 10 kişiden 7’si eğitim politikalarından memnun değil.

Her 10 kişiden 8’i eğitim müfredatını yeterli bulmuyor.

Üstelik Ipsos; konuşma ve tartışma becerileri, çağın gerektirdiği bilgi ve beceriler, araştırma yapabilme, iş birliği, fırsat eşitliği, çağdaş eğitim ve fiziksel altyapı gibi alanları ayrı ayrı sorguladığında da sonuç değişmiyor.

Yaklaşık her 10 kişiden 6’sı mevcut eğitim sisteminin bu beklentileri karşılamadığını düşünüyor.

Burada tartışma artık yalnızca okulun fiziksel koşullarından veya sınav başarısından ibaret değil.

Toplum eğitimin temel işlevini sorguluyor:

Bu sistem gençlere ihtiyaç duyacakları becerileri gerçekten kazandırıyor mu?


ABD’de en büyük açık: Eleştirel düşünme

Gallup'un araştırması tam da bu noktada Türkiye verilerini tamamlayan oldukça ilginç sonuçlar sunuyor.

Amerikalılara okulların öğrencileri altı farklı alanda ne kadar iyi hazırladığı soruluyor.

En olumlu değerlendirilen alan yeni teknolojilere uyum sağlama.

Amerikalıların %44’ü okulların bu konuda iyi veya çok iyi iş çıkardığını düşünüyor.

Ancak diğer alanlarda değerlendirmeler hızla kötüleşiyor.

Üniversiteye hazırlama: %32

Yapay zekâ araçlarını etkili kullanmaya hazırlama: %30

Başkalarıyla etkili çalışma: %28

İş hayatına hazırlama: %21

Ve listenin sonunda:

Eleştirel düşünme ve problem çözme: %20.

Daha da dikkat çekicisi, Amerikalıların %47’si okulların eleştirel düşünme ve problem çözme konusunda kötü performans gösterdiğini düşünüyor.

Başka bir ifadeyle toplumun yalnızca beşte biri okulların belki de modern eğitim sisteminin en önemli görevlerinden birini iyi yerine getirdiğine inanıyor.


Teknoloji öğreniliyor, fakat düşünmek?

Bu sonuç geleceğin eğitimi açısından önemli bir paradoks yaratıyor.

ABD’de okulların en başarılı görüldüğü alan yeni teknolojilere uyum sağlamak: %44.

En başarısız görüldüğü alan ise eleştirel düşünme ve problem çözme: %20.

Aradaki fark 24 puan.

Bu bize eğitim teknolojisi tartışmalarında çoğu zaman gözden kaçırdığımız bir şeyi hatırlatıyor.

Bir öğrencinin yeni bir teknolojiyi kullanabilmesi ile o teknolojinin ürettiği bilgiyi sorgulayabilmesi aynı beceri değil.

Özellikle üretken yapay zekâ çağında bu ayrım daha kritik hale geliyor.

Bir öğrenci ChatGPT veya başka bir yapay zekâ aracını kullanmayı birkaç saat içinde öğrenebilir.

Fakat aldığı cevabın doğru olup olmadığını sorgulamak, kaynakları karşılaştırmak, nedensellik ile korelasyonu ayırmak, argümandaki hataları görmek ve kendi sonucunu üretmek çok daha farklı beceriler gerektiriyor.

Belki de yapay zekâ çağında eğitimin asıl problemi teknolojiyi öğretmek değil:

Teknolojinin ürettiği bilgi karşısında nasıl düşünüleceğini öğretmek olacak.


Türkiye'de teknolojiye güven azalırken AI'a kapı açık

Ipsos'un Türkiye sonuçları bu tartışmaya başka bir boyut ekliyor.

Türkiye'de teknolojinin eğitim üzerinde olumlu etkisi olacağına inananların oranı:

2023'te %42,

2024'te %33,

2025'te yine %33.

Sadece bir yılda 9 puanlık bir düşüş yaşanmış ve sonrasında toparlanma görülmemiş.

Fakat aynı araştırmada Türkiye'deki katılımcıların %47'si yapay zekânın okullarda kullanılmasını destekliyor.

Bu ilk bakışta çelişkili görünebilir.

Aslında oldukça rasyonel olabilir.

Toplum artık “daha fazla teknoloji daha iyi eğitim demektir” şeklindeki genel vaade eskisi kadar inanmıyor olabilir.

Ancak belirli teknolojilerin belirli sorunları çözebileceğine hâlâ inanıyor.

Yani teknolojiye koşulsuz iyimserlik azalırken teknoloji konusunda daha seçici bir yaklaşım gelişiyor olabilir.


Akıllı telefona mesafe, yapay zekâya açıklık

Bu seçicilik başka bir Ipsos bulgusuyla daha görünür hale geliyor.

Türkiye'de yaklaşık her iki kişiden biri akıllı telefonların okullarda yasaklanmasını destekliyor.

Aynı toplumda yapay zekânın okullarda kullanılmasını destekleyenlerin oranı %47.

Dolayısıyla toplum teknoloji karşıtı görünmüyor.

Daha çok teknolojinin eğitim ortamındaki işlevini sorguluyor.

Dikkati dağıtan teknolojiye mesafe koyarken öğrenmeyi destekleyebileceğine inanılan teknolojiye daha açık davranıyor.

Geleceğin eğitim politikalarının da muhtemelen “teknoloji kullanalım mı?” sorusundan uzaklaşıp şu soruya yönelmesi gerekecek:

Hangi teknolojiyi, hangi yaşta, hangi amaçla ve hangi pedagojik model içinde kullanmalıyız?


Üniversite de güven krizinden payını alıyor

Türkiye'deki güven problemi yalnızca ilk ve ortaöğretimle sınırlı değil.

Ipsos'un 2024 araştırmasında üniversitelerin gençleri gelecekteki kariyerlerine hazırladığını düşünenlerin oranı yalnızca %32 idi.

Yaklaşık her 10 kişiden 7'si bu görüşe katılmıyordu.

2025 araştırmasında farklı biçimde sorulan “üniversite eğitimi gençlerin hayatta başarılı olması için gerekli midir?” sorusuna olumlu yanıt verenlerin oranı ise %43.

2024'te aynı oran %40'tı.

Buradaki sorun üniversite eğitiminin tamamen değersiz görülmesi değil.

Daha önemli olan, üniversite ile başarılı bir gelecek arasındaki otomatik bağlantının toplumun önemli bir bölümü tarafından artık kabul edilmemesi.

Bu değişim eğitim açısından kritik.

Çünkü modern eğitim sisteminin toplumsal sözleşmesi uzun yıllar oldukça basitti:

Oku → diploma al → işe gir → ekonomik ve sosyal olarak ilerle.

Bu zincirin özellikle son iki halkası artık eskisi kadar garanti görünmüyor.


Türkiye'de eğitimin bir de ekonomik maliyeti var

Türkiye'deki tabloya ekonomik boyut eklendiğinde güven problemi daha da anlaşılır hale geliyor.

Ipsos'un 2024 araştırmasında çocuğu okula giden ebeveynlerin yaklaşık 10'da 9'u okul masraflarının bütçelerini zorladığını söylüyordu.

Ebeveynlerin %61'i okul masraflarında kısıntı yapmak zorunda kaldığını belirtiyordu.

Aileler yalnızca kırtasiye veya okul kıyafetlerinden tasarruf etmiyordu.

Artan eğitim maliyetlerini karşılamak için giyim ve mutfak gibi diğer hane harcamalarında da kısıntıya gidiliyordu.

Dolayısıyla Türkiye'deki eğitim algısının arkasında iki baskı aynı anda çalışıyor:

Eğitimin maliyeti yükseliyor.

Ve

Eğitimin gelecekte sağlayacağı getiriden duyulan eminlik azalıyor.

Bir hizmet daha pahalı hale gelirken ona duyulan güven de düşüyorsa memnuniyetsizliğin artması şaşırtıcı değil.


Türkiye ve ABD bize aynı şeyi mi söylüyor?

Burada dikkatli olmak gerekiyor.

Ipsos'un Türkiye araştırması ile Gallup'un ABD araştırmasının metodolojileri, soru biçimleri ve ölçtükleri eğitim sistemleri farklı.

Bu nedenle “Türkiye %15, ABD %32, dolayısıyla ABD iki kat daha iyi” gibi bir çıkarım yapmak doğru olmaz.

Fakat iki araştırma arasında güçlü bir ortak tema bulunuyor.

Türkiye'de insanlar:

eğitim kalitesinden memnun değil,

müfredatı yetersiz buluyor,

eğitimin geçmişe göre gerilediğini düşünüyor,

üniversitenin geleceğe hazırlama kapasitesini sorguluyor.

ABD'de ise insanlar:

K-12 eğitiminden tarihsel olarak düşük düzeyde memnun,

okulların iş hayatına hazırlama kapasitesini zayıf buluyor,

eleştirel düşünme ve problem çözme eğitimini özellikle yetersiz görüyor.

İki ülkedeki verilerin ortak sorusu aslında şu:

Okullar çocukları içinde yaşayacakları dünyaya gerçekten hazırlıyor mu?


Belki de yanlış şeyi ölçüyoruz

Eğitim sistemlerinin performansını yıllarca büyük ölçüde girdiler ve çıktılar üzerinden değerlendirdik.

Kaç okul var?

Kaç öğretmen var?

Sınıflar kaç kişilik?

Sınav sonuçları nasıl?

Üniversiteye kaç kişi giriyor?

Kaç öğrenci mezun oluyor?

Bunların tamamı önemli.

Fakat yapay zekâ, otomasyon ve hızla değişen iş dünyası eğitim sistemlerinin önüne daha zor bir ölçüm problemi çıkarıyor.

Bir öğrencinin bildiği bilgi miktarını ölçmek giderek daha az yeterli hale geliyor.

Çünkü artık bilgiye erişim neredeyse anlık.

Değerli hale gelen şey bilginin kendisinden çok:

doğru soruyu sorabilmek, bilgiyi değerlendirmek, farklı kaynakları karşılaştırmak, problem çözmek, birlikte çalışmak ve yeni koşullara uyum sağlamak.

Gallup verilerinde eleştirel düşünmenin en düşük puanı alması bu nedenle küçük bir eğitim göstergesi değil.

Ipsos verilerinde Türkiye'de insanların çağın gerektirdiği bilgi ve becerilerin kazandırılması konusunda olumsuz düşünmesi de aynı nedenle önemli.


Eğitimde asıl kriz güven olabilir

Türkiye'de eğitimden memnuniyet %15.

ABD'de K-12 eğitiminden memnuniyet %32 ve bu oran Gallup'un 27 yıllık ölçümündeki en düşük seviye.

Türkiye'de her 10 kişiden 8'i müfredatı yetersiz buluyor.

ABD'de yalnızca her 5 kişiden biri okulların eleştirel düşünme ve problem çözme konusunda iyi iş çıkardığını düşünüyor.

Türkiye'de üniversitenin gençlerin hayatta başarılı olması için gerekli olduğunu düşünenlerin oranı %43.

ABD'de okulların öğrencileri iş dünyasına iyi hazırladığını düşünenlerin oranı %21.

Bu rakamları tek bir endekse dönüştüremeyiz.

Ama birlikte okuduğumuzda güçlü bir sinyal veriyorlar.

Eğitim sistemlerinin önündeki sorun yalnızca daha iyi öğretmek değil. Topluma ve öğrencilere geleceğe hazırlandıklarını yeniden hissettirmek.

Çünkü eğitim sistemleri yalnızca matematik, fen veya dil öğretmez.

Aynı zamanda gençlere bugün harcadıkları yılların gelecekte karşılığını alacakları vaadini verir.

Bu vaat zayıfladığında eğitim sorunu sınıfın dışına çıkar.

Ekonomiye, iş gücü piyasasına, fırsat eşitliğine ve nihayetinde toplumun geleceğe duyduğu güvene dönüşür.

Belki de önümüzdeki yıllarda eğitim araştırmalarında takip edilmesi gereken en önemli gösterge sınav sonuçlarından biri olmayacak.

Çok daha basit bir soru olacak:

İnsanlar hâlâ eğitimin çocuklarına kendilerinden daha iyi bir gelecek sağlayacağına inanıyor mu?


Kaynaklar: Ipsos Türkiye, Eğitim ve Okula Dönüş Araştırması (2024); Ipsos Türkiye, Eğitim ve Okula Dönüş Dosyası (2025); Megan Brenan/Gallup, Satisfaction With K-12 Education Hits New Low (7 Eylül 2026).


AI Kullanım Şeffaflığı: Bu çalışmanın hazırlanması sırasında yapay zekâ; kaynak araştırmasını desteklemek, veri ve alıntıları doğrulamak ve metnin geliştirilmesi ile özetlenmesine yardımcı olmak amacıyla kullanılmıştır. İçerik daha sonra yazar tarafından gözden geçirilmiş ve düzenlenmiş, kullanılan kaynaklar bağımsız olarak doğrulanmıştır. Nihai metnin tüm sorumluluğu yazara aittir.

647
2.7K
Türkiye E-Ticaret Ekosistemi 2024 Raporu

Türkiye E-Ticaret Ekosistemi 2024 Raporu

1713358301.jpg
Arastiriyorum
1 year ago
İş Gücü Mobilitesinin Geleceği (Mobility Reimagined) 2025 Araştırması

İş Gücü Mobilitesinin Geleceği (Mobility Reimagined) 2025 Araştırması

1713358301.jpg
Arastiriyorum
1 year ago

Daha Güvenli Bir Çevrimiçi Dijital Deneyim Nasıl Sağlanır?

Günümüzde güvenli bir çevrimiçi deneyim sağlamak çok önemli hale geldi. Hayatınızın intern...

1713358301.jpg
Arastiriyorum
2 years ago
Yeni Ürün Değil, Yeni Davranış Kazanıyor

Yeni Ürün Değil, Yeni Davranış Kazanıyor

1713358301.jpg
Arastiriyorum
4 months ago
Aldatma, şantaj ve gizli planlar… Yapay zeka yoldan mı çıkıyor?

Aldatma, şantaj ve gizli planlar… Yapay zeka yoldan mı çıkıyor?

1713358301.jpg
Arastiriyorum
1 year ago