Teknolojik dönüşümün hızlandığı, yapay zekânın gündemi domine ettiği bir dönemde yaşıyoruz. Ancak insanlar başka bir şey konuşuyor. Basit bir şey: Geçim.
Gallup ve World Governments Summit tarafından 2026’da yayınlanan araştırma, 107 ülkede insanların kendi ülkelerindeki en önemli sorunu ne olarak gördüğünü inceliyor. Sonuç çarpıcı değil. Ama önemli.
Çünkü bu sefer ölçülmüş.
Araştırmaya göre, dünya genelinde insanların en çok dile getirdiği sorun ekonomi.
Ama burada kritik bir detay var.
Bu “makro ekonomi” değil.
Bu:
Yani ekonominin insan seviyesindeki hali.
Bu yüzden ekonomik büyüme ile insanların memnuniyeti arasında güçlü bir bağ yok.
Ekonomi büyüyebilir.
Ama insanlar kötü hissedebilir.
Ve insanlar, verilere değil, hissettiklerine göre konuşur.
Araştırma iş konusunu ikinci sıraya koyuyor.
Ama bu da klasik anlamda işsizlik meselesi değil.
Daha derin bir problem var:
Bu noktada mesele istihdam değil, işin kalitesi.
Bu da aslında modern ekonomilerin en büyük kırılma noktalarından biri.
İlginç bir şekilde, gelir seviyesi arttıkça sorunlar değişiyor.
Daha az “hayatta kalma”
Daha fazla “sisteme güvenmeme”
Yüksek gelirli ülkelerde insanlar:
daha az güveniyor.
Bu yüzden politika bir çözüm alanı değil, başlı başına bir problem haline geliyor.
Araştırmanın en sert bulgularından biri:
Eğer bir ülkede gerçek bir güvenlik sorunu varsa
diğer tüm problemler anlamını yitiriyor.
Savaş, şiddet veya ciddi istikrarsızlık varsa:
Bu, aslında Maslow’un piramidinin modern versiyonu.
Araştırmanın en kritik çıktısı şu:
İnsanlar ülkelerini verilerle değil, deneyimleriyle değerlendiriyor.
Bu yüzden liderler için en büyük risk şurada:
Gerçeklik ile algı arasındaki kopuş.
Ekonomi iyi olabilir.
Ama insanlar iyi hissetmiyorsa, ekonomi “kötü”dür.
Yapay zekâ, otomasyon, dijital dönüşüm…
Bunların hepsi konuşuluyor.
Ama insanların temel soruları hâlâ aynı:
Bunlara “evet” diyemeyen bir toplumda, diğer tüm ilerlemeler ikincil kalıyor.
Belki de en büyük problem şu:
İnsanlık ilerliyor.
Ama ilerleme herkes için hissedilmiyor.