Dijital teknolojiler ifade özgürlüğü ve katılım alanlarını genişletirken, özellikle kadınlar için yeni şiddet biçimlerini de görünür kıldı. Avrupa genelinde olduğu gibi Türkiye’de de çevrimiçi şiddet, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin dijital ortamdaki yansıması olarak hızla artıyor.
Dijital şiddet; çevrimiçi tehdit, hakaret, ısrarlı takip, özel görüntülerin rıza dışı paylaşımı, ifşa (doxxing) ve yapay zeka destekli deepfake içerikleri kapsayan çok boyutlu bir olgudur. Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı’na göre dijital şiddet, kadınların kamusal ve dijital alanlara katılımını doğrudan sınırlayan bir insan hakları sorunudur (FRA, 2023).
Deepfake içerikler bu şiddetin en çarpıcı örneklerinden biridir. Küresel ölçekte yapılan araştırmalar, internetteki deepfake videoların %90’ından fazlasının pornografik olduğunu ve hedeflerin neredeyse tamamının kadınlar olduğunu ortaya koymaktadır (Sensity AI, 2022).
Avrupa’da dijital şiddetin yayılmasında üç temel unsur öne çıkmaktadır:
Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu raporları, dijital şiddetin kadın gazeteciler, aktivistler ve siyasetçiler üzerinde daha yoğunlaştığını göstermektedir (Council of Europe, 2023; European Parliament, 2024).
Türkiye’de dijital şiddet, çoğu zaman “sosyal medya tartışması” ya da “kişisel mesele” olarak küçümsense de araştırmalar bunun sistematik bir sorun olduğunu göstermektedir.
Kadın örgütleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından hazırlanan raporlara göre, Türkiye’de kadınların önemli bir bölümü çevrimiçi ortamda hakaret, tehdit ve cinsel içerikli saldırılara maruz kalmaktadır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ve Mor Çatı’nın saha gözlemleri, dijital şiddetin çoğu zaman fiziksel şiddet ve ısrarlı takiple iç içe geçtiğini ortaya koymaktadır.
İstanbul Bilgi Üniversitesi ve çeşitli akademik çalışmalar, özellikle boşanma süreçleri, kamusal görünürlük ve politik ifade dönemlerinde kadınların dijital saldırılara daha açık hale geldiğini göstermektedir. Bu saldırılar yalnızca bireysel psikolojik zararlar yaratmakla kalmamakta, kadınların ifade özgürlüğünü de fiilen sınırlandırmaktadır.
Türkiye’de dijital şiddet doğrudan tanımlanmış bir suç kategorisi değildir. Mevcut durumda Türk Ceza Kanunu ve 5651 sayılı Kanun gibi düzenlemeler üzerinden dolaylı koruma sağlanmaya çalışılmaktadır. Ancak uzmanlar, bu düzenlemelerin dijital şiddetin özgül biçimlerini kapsamakta yetersiz kaldığını vurgulamaktadır.
Kadın hakları savunucuları, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin ardından dijital şiddetle mücadelede de kurumsal iradenin zayıfladığını belirtmektedir. Bu durum, mağdurların hukuki başvuru mekanizmalarına olan güvenini olumsuz etkilemektedir (UN Women Türkiye, 2022).
Türkiye ve Avrupa’daki bulgular ortak bir noktada birleşmektedir: Dijital şiddet “sanal” değildir. Mağdurlar;
gibi sonuçlarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu etkiler, kadınların kamusal alandaki varlığını doğrudan sınırlandırmaktadır.
Uzman raporları ve sivil toplum görüşleri doğrultusunda öne çıkan başlıca öneriler şunlardır:
Dijital alan, toplumsal eşitsizliklerden bağımsız değildir. Türkiye’de dijital şiddetle mücadele, yalnızca teknoloji politikası değil; ifade özgürlüğü, kadın hakları ve demokrasi meselesi olarak ele alınmak zorundadır.
Kaynaklar