Son birkaç yıldır yapay zekâ tartışmaları iki uç arasında gidip geliyor: “her şeyi çözecek” anlatısı ile “balon patlıyor” yorgunluğu. Softtech 2026 Teknoloji Raporu, bu ikiliğe düşmeden daha zor ama daha değerli bir şey yapıyor: yapay zekâyı bir ürün ya da araç değil, organizasyonel ve mimari bir dönüşüm olarak ele alıyor.
Raporun merkezine yerleştirilen kavram net: Agentic AI. Yani yalnızca yanıt üreten değil; hedef tanımlayan, plan yapan, aksiyon alan ve sonuçtan sorumlu olan yapay zekâ sistemleri. Bu, raporun da açıkça vurguladığı gibi bir “sıçrama” değil, kontrollü ama geri dönülmez bir evrimdir.
Rapordaki en kritik tespitlerden biri şu: Yapay zekâ bilgiye erişimi demokratikleştirdi. Arama, karşılaştırma, sentez gibi faaliyetler artık rekabet avantajı değil, başlangıç koşulu. Bu nedenle avantaj, bilgiyi kimin daha hızlı eyleme dönüştürdüğünde ortaya çıkıyor.
Bu noktada Agentic AI devreye giriyor. Karar ile aksiyon arasındaki mesafeyi kapatan bu sistemler, yapay zekâyı “destekleyici” olmaktan çıkarıp operasyonel bir aktör haline getiriyor. Bu da beraberinde yeni bir sorumluluk alanı doğuruyor: Kararı kim veriyor, eylemden kim sorumlu?
Raporun Türkiye’ye dair en güçlü argümanı, yerli ekosistem açısından oldukça net. Türkiye’nin rekabet gücü, genel amaçlı yatay AI çözümlerinde değil; dikey uzmanlık içeren, sahaya yakın, sektöre özgü modellerde yatıyor.
Finans, enerji, perakende, sanayi gibi alanlarda “işin doğasını bilen” yapay zekâ modelleri geliştirmek, rapora göre yalnızca verimlilik değil; dijital bağımsızlık ve stratejik direnç anlamına geliyor. Google verilerine atıfla, üretken yapay zekânın Türkiye ekonomisine yıllık %5’in üzerinde ek GSYİH potansiyeli sunduğu de vurgulanıyor.
Rapor, 2025’teki birçok AI yatırımını örtük biçimde eleştiriyor: “verimlilik tiyatrosu”. Yani ölçülmeyen, yönetişimi olmayan, vitrine oynayan uygulamalar. 2026 ve sonrasında fark yaratacak olan şey, AI’ın gerçekten ölçülebilir iş çıktıları üretmesi.
Bu noktada önerilen yaklaşım dikkat çekici:
“Her şeyi dönüştürmeye çalışma, dar bir alanda başla ve derinlemesine ölçeklendir.” Köprübaşı stratejisi olarak tanımlanan bu yaklaşım, ROI, güven ve yönetişim açısından kritik görülüyor.
Agentic AI konuşurken en kolay atlanan başlıklar genelde güvenlik ve açıklanabilirlik oluyor. Softtech raporu bu tuzağa düşmüyor. Özellikle robotik ve otonom sistemlerde, %99’dan %99.9 güvenilirliğe geçmenin üstel maliyetlerine dikkat çekiliyor.
Ayrıca siber güvenlik tarafında saldırı sürelerinin saniyelere indiği, saldırıların büyük kısmının zararlı yazılım içermeden gerçekleştiği verilerle ortaya konuyor. Bu da sıfır güven mimarileri ve AI destekli tehdit algılamanın artık “opsiyon” değil, zorunluluk olduğunu gösteriyor.
Softtech 2026 Teknoloji Raporu’nun en değerli yanı, yapay zekâyı romantize etmemesi. AI burada ne kurtarıcı ne de tehdit. Bir güç çarpanı. Etkisi, onu kimin, hangi amaçla ve hangi sınırlar içinde kullandığına bağlı.
Asıl soru şu:
Yapay zekâ artık yalnızca üretmiyor, yön de vermeye başlarken; kurumlar ve ülkeler bu gücü yönetecek zihinsel ve yönetsel olgunluğa sahip mi?
Bu rapor, doğru soruları sormak için sağlam bir zemin sunuyor. Cevaplar ise hâlâ bizim sorumluluğumuzda.