Yapay Zeka Büyürken, Karbon Ayak İzi de Büyüyor
Yapay zekâ büyürken veri merkezlerinin enerji ve su tüketimi hızla artıyor. Türkiye açısından bu dijital dönüşüm ne anlama geliyor, gerçek riskler nerede başlıyor?
2025-12-23 08:52:08 - Arastiriyorum
Veri Merkezleri, Enerji ve Türkiye’nin Sessiz Kırılganlığı
Yapay zekâ bugün verimlilik, hız ve inovasyon kelimeleriyle birlikte anılıyor. Sağlıktan finansa, üretimden kamu hizmetlerine kadar her alanda “akıllı” çözümler vaat ediliyor. Ancak bu parlak anlatının arkasında giderek büyüyen bir gerçek var: Yapay zekâ soyut değil. Fiziksel. Ve ciddi miktarda enerji, su ve altyapı talep ediyor.
Bu gerçek küresel ölçekte tartışılmaya başlandı. Türkiye’de ise hâlâ büyük ölçüde ıskalanıyor.
Yapay Zeka Neden Bu Kadar Hızlı Yayılıyor?
Üretken yapay zekâ, önceki tüm teknolojik dönüşümlerden daha hızlı benimsendi. İnternetin yaygınlaşması yıllar alırken, yapay zekâ araçları birkaç yıl içinde günlük hayatın parçası haline geldi. Bunun nedeni basit: Yeni bir fiziksel altyapı kurmaya gerek yokmuş gibi görünüyor.
Ama bu sadece kullanıcı tarafı için geçerli. Arka planda ise devasa bir hesaplama altyapısı çalışıyor. Büyük dil modelleri, görsel ve video üretimi, kurumsal yapay zekâ uygulamaları binlerce GPU’nun 7/24 çalışmasını gerektiriyor.
İşte yapay zekânın gerçek maliyeti burada başlıyor.
Küresel Veri Merkezi Kümelenmeleri
Bu harita, yapay zekâ altyapısının dünya genelinde nerelerde yoğunlaştığını gösteriyor. ABD, Batı Avrupa ve Asya-Pasifik açık ara önde. Türkiye ve benzeri ülkeler ise bu haritada büyük ölçüde boşluk olarak duruyor.
Bu ilk bakışta bir avantaj gibi algılanabilir. “Bizde yoksa sorun da yok” düşüncesi devreye girer. Oysa bu bir yanılsama.
Türkiye bugün:
- Büyük yapay zekâ modellerinin üretildiği bir merkez değil
- Bu modellerin yoğun kullanıcısı
- Bulut ve çıkarım tarafında büyük ölçüde yurt dışı veri merkezlerine bağımlı
Yani karbon ayak izi Türkiye sınırları içinde görünmese de, talep Türkiye’den geliyor. Bu da yapay zekânın çevresel etkisini Türkiye için dolaylı ama gerçek bir konu haline getiriyor.
Enerji Gerçeği: Türkiye Bu Yükü Kaldırabilir mi?
Veri merkezleri sürekli çalışır. Yapay zekâ sistemleri durmaz. Bu da kesintisiz ve yüksek miktarda elektrik talebi anlamına gelir.
Küresel örneklerde bazı bölgelerde veri merkezleri, bulundukları eyaletlerin toplam elektrik tüketiminin %20–25’ine ulaşmış durumda. Bu tablo Türkiye için özellikle kritik.
Çünkü Türkiye’nin elektrik üretim yapısı:
- Fosil yakıt ağırlıklı
- Doğalgaz fiyatlarına hassas
- Yenilenebilir kapasitesi artsa da baz yük tarafında sınırlı
Bugün Türkiye’de büyük ölçekli yapay zekâ veri merkezleri olmadığı için bu baskı görünür değil. Ancak “veri merkezi yatırımı çekelim” söylemi hız kazandıkça, aynı enerji gerilimi Türkiye için de kaçınılmaz hale geliyor.
Bu noktada mesele sadece çevre değil.
Bu, aynı zamanda elektrik fiyatları, arz güvenliği ve sanayi rekabeti meselesi.
Kurulu Güce Göre En Büyük Veri Merkezi Pazarları
Bu grafik, veri merkezlerinin artık küçük şehirlerle kıyaslanabilir ölçekte enerji tükettiğini gösteriyor. Gigawatt seviyesinde kurulu güç, yapay zekânın bir yazılım trendi değil, enerji yoğun bir faaliyet olduğunu net biçimde ortaya koyuyor.
Türkiye için bu grafik şu soruyu gündeme getiriyor:
Bu ölçekte bir talep, mevcut şebeke ve enerji politikasıyla nasıl yönetilecek?
Su: Türkiye’nin En Zayıf Noktası
Enerji kadar kritik ama çok daha az konuşulan bir konu var: su.
Veri merkezlerinin soğutma sistemleri, özellikle buharlaşmalı yöntemler, ciddi miktarda su tüketiyor. Küresel örneklerde tek bir veri merkezinin yıllık su tüketimi binlerce haneye eşdeğer olabiliyor.
Türkiye için bu konu hayati. Çünkü:
- İklim değişikliği su stresini artırıyor
- Tarım, sanayi ve şehirler zaten rekabet halinde
- Su yönetimi bölgesel olarak kırılgan
Türkiye’de veri merkezi yatırımları konuşulurken su neredeyse hiç gündeme gelmiyor. Oysa bu konu ertelendiği her yıl, geleceğe bırakılan çevresel bir borca dönüşüyor.
Sürdürülebilirlik Söylemi ve Türkiye Gerçeği
Bugün hem küresel teknoloji şirketleri hem de yerel aktörler aynı anda iki hedef koyuyor:
- Karbon nötr olma iddiası
- Yapay zekâ ve dijital altyapıyı hızla büyütme isteği
Türkiye’de bu ikili daha da problemli. Çünkü:
- Veri merkezlerine özel enerji verimliliği standartları net değil
- Su tüketimi için şeffaf raporlama zorunluluğu yok
- Yapay zekâ yatırımlarını sürdürülebilirlik kriterlerine bağlayan bir çerçeve henüz oluşmadı
Bu durum kısa vadede yatırımcıyı çekebilir. Ama uzun vadede Türkiye’yi, düşük katma değerli ama yüksek çevresel bedelli bir dijital altyapı ülkesi haline getirme riski taşıyor.
Sonuç: Türkiye İçin Yapay Zeka Bir Altyapı Meselesi
Yapay zekâ Türkiye için kaçınılmaz bir teknoloji. Ancak bu kaçınılmazlık, plansızlık anlamına gelmek zorunda değil.
Yapay zekâ yatırımı:
- Enerji politikasıyla
- Su yönetimiyle
- Sanayi stratejisiyle
birlikte ele alınmadıkça, dijital büyüme gerçek bir kalkınmaya dönüşmez.
Doğa, yazılım vizyonlarını değil;
tüketimi ve baskıyı dikkate alır.
Türkiye için asıl soru şudur:
Yapay zekâyı sadece kullanan mı olacağız, yoksa bedelini de akıllıca yöneten mi?