TÜBİSAD’ın 2025 Bilgi ve İletişim Teknolojileri Sektörü raporundaki en kritik bölüm bana göre yapay zekâ sayfaları. Çünkü bu bölüm yalnızca teknoloji yatırımlarını anlatmıyor.
Türkiye’de şirketlerin yapay zekâyı nasıl gördüğünü, neden yatırım yaptığını ve aslında neyi henüz tam çözemediğini gösteriyor.
Raporun ortaya koyduğu tablo oldukça net:
Türkiye’de yapay zekâ artık deneysel bir teknoloji değil.
Kurumsal stratejinin parçası.
Ama hâlâ tam anlamıyla ekonomik modele dönüşebilmiş değil.
Rapora göre şirketlerin:
Yani toplamda şirketlerin yüzde 90’ı AI ile temas halinde.
Bu çok önemli bir eşik.
Çünkü teknoloji dünyasında kritik kırılma noktası teknolojinin çıkması değil, kurumsal kabul görmesidir.
O eşik artık geçildi.
2023’te şirketler “ChatGPT nedir?” diye toplantı yapıyordu.
2024’te pilot projeler başladı.
2025 itibarıyla artık bütçe ayrılıyor.
2026 sonrası ise muhtemelen şu soru sorulacak:
“Bu yatırımların finansal çıktısı ne?”
İşte raporun en kritik tarafı tam burada başlıyor.
Şirketler AI yatırımlarının en büyük katkısını şu alanlarda görüyor:
Bu aslında küresel tabloyla birebir aynı.
Dünyanın her yerinde şirketler ilk aşamada yapay zekâyı:
Yani AI şu anda “iş yapma hızını artıran katman” olarak çalışıyor.
Ama dikkat çekici olan başka bir veri var.
Raporda gelir artışı ve maliyet azaltımı etkisi daha düşük puan alıyor.
Bu ne demek?
Şirketler AI kullanıyor.
Ama AI henüz bilançoya net biçimde yansımıyor.
Başka bir ifadeyle:
Kurumsal dünya henüz “AI adoption” aşamasında.
“AI monetization” aşamasında değil.
Bu bölüm çok kritik.
Çünkü birkaç yıl önce herkes AI deyince GPU konuşuyordu.
Sunucu konuşuyordu.
Veri merkezi konuşuyordu.
Rapordaki veriler ise başka bir şeye işaret ediyor.
2025’te ortalama:
Yani şirketler artık yalnızca altyapıya yatırım yapmıyor.
AI’ı iş süreçlerine entegre etmeye çalışıyor.
Asıl maliyet artık teknoloji satın almak değil.
Teknolojiyi organizasyona adapte etmek.
Bu çok önemli bir kırılma.
Çünkü AI’ın gerçek değeri modelde değil.
Kurum içine nasıl entegre edildiğinde.
Bugün birçok şirket aynı modeli kullanabiliyor.
Farkı yaratan şey kullanım senaryosu.
Rapora göre müşterilere yönelik AI çözümü geliştiren şirketlerin oranı %57.
Bu da önemli.
Çünkü AI artık yalnızca iç operasyon aracı değil.
Satılan ürünün parçası haline geliyor.
En yoğun kullanım alanları ise:
Bu şaşırtıcı değil.
Çünkü veri yoğunluğu yüksek olan sektörler AI dönüşümünü daha hızlı yaşıyor.
Özellikle finans sektörü için AI artık opsiyon değil.
Zorunluluk.
Fraud detection, risk modelleme, müşteri segmentasyonu, çağrı merkezi otomasyonu, kişiselleştirme…
Bunların tamamı AI’ın doğal çalışma alanı.
Türkiye burada aslında küresel trendle paralel ilerliyor.
Rapor bunu doğrudan söylemiyor.
Ama satır araları çok net.
Türkiye’de şirketlerin önemli kısmı AI yatırımı yapıyor fakat veri olgunluğu tarafında hâlâ ciddi problemler var.
Çünkü AI’ın çalışabilmesi için:
Birçok kurumda ise hâlâ:
Bu nedenle birçok AI projesi başlangıçta etkileyici görünse de ölçeklenemiyor.
Asıl darboğaz teknoloji değil.
Kurumsal mimari.
Benim yorumum şu:
Türkiye AI kullanımında düşündüğümüzden daha hızlı ilerliyor.
Özellikle özel sektör tarafında ciddi bir hareketlilik var.
Ama henüz “AI üreten ülke” ile “AI kullanan ülke” arasındaki çizgideyiz.
Gerçek sıçrama için:
Aksi durumda dünyanın geliştirdiği modelleri kullanan büyük bir tüketici pazarı oluruz.
Bu kötü değil.
Ama yeterli de değil.
2023-2025 dönemi AI farkındalık dönemi oldu.
2026-2028 dönemi ise muhtemelen şu sorunun dönemi olacak:
“Bu yatırımlar gerçekten iş sonucuna dönüşüyor mu?”
Bence önümüzdeki yıllarda şirketler üç gruba ayrılacak:
Şu anda herkes yatırım yapıyor gibi görünüyor.
Ama asıl rekabet bundan sonra başlayacak.
Çünkü teknoloji tarihinde kazananlar teknolojiyi ilk deneyenler değil…
Onu sürdürülebilir ekonomik avantaja dönüştürebilenler oldu.