Fransa’da Öğrenciler Neden Haklı? Eğitim Krizinin Arkasındaki Veriler

Fransa’da büyüyen öğrenci protestolarının arkasındaki gerçek ne? Öğretmen eksikliği, iptal edilen dersler, eğitim eşitsizliği, genç işsizliği ve ruh sağlığı verileri öğrencilerin taleplerini ne ölçüde destekliyor?

2026-10-06 10:47:13 - Arastiriyorum

Fransa'da liselerin önünde barikatlar var.

Sokaklarda öğrenciler, öğretmenler ve aileler yürüyor.

Haber görüntülerinde polis, göz yaşartıcı gaz, yanan çöp kutuları ve gözaltılar öne çıkıyor.

Fakat bütün bunların arkasında çok daha basit bir soru var:

Bir öğrenci okula gidiyor ama öğretmeni yoksa, o ülkede eğitim sistemi gerçekten çalışıyor mudur?

Fransa'da haftalardır büyüyen öğrenci protestolarının merkezinde öğretmen eksikliği, iptal edilen dersler, kalabalık sınıflar, kötü okul binaları, uzun okul günleri ve eğitimde fırsat eşitsizliği bulunuyor.

6 Ekim itibarıyla hareket Fransa genelinde yüzlerce, bazı günlerde binden fazla liseyi etkileyen ulusal bir protestoya dönüşmüş durumda. Reuters'ın aktardığına göre hareket özellikle Paris'in daha yoksul banliyölerinde başladı ve kısa sürede ülke çapına yayıldı.

Hükümet ise ekonomik koşulları ve Fransa'nın giderek ağırlaşan kamu maliyesi sorununu gerekçe gösteriyor.

Ancak verilere bakıldığında öğrencilerin şikâyetlerinin önemli bölümü algıdan ibaret değil.


Her 10 ders saatinden yaklaşık biri yapılamıyor

Belki de protestoları anlamak için en çarpıcı veri Fransa Eğitim Bakanlığı'nın kendi istatistiklerinden geliyor.

2024-2025 eğitim yılında devlet ortaokul ve liselerinde planlanan eğitim süresinin %9,8'i gerçekleştirilemedi.

Bunun:

%7,5'i öğretmen yokluğunun telafi edilememesinden,

%2,3'ü ise okulların tamamen kapalı olduğu günlerden kaynaklandı.

Üstelik sorun bütün okullarda eşit dağılmıyor.

En fazla ders kaybı yaşayan okulların %10'unda öğrenciler planlanan eğitim saatlerinin %15'inden fazlasını kaçırdı.

Öncelikli eğitim bölgelerindeki okullar ise ortalamadan daha fazla ders kaybediyor.

Bu rakamın anlamını biraz sadeleştirelim.

Bir eğitim sistemi öğrenciye 1.000 saat ders vaat ediyorsa, yaklaşık 100 saatinin gerçekleşmemesinden söz ediyoruz.

Ve öğrenci birkaç ay sonra aynı ulusal sınava girebiliyor.

Dolayısıyla öğrencilerin:

“Öğretmen istiyoruz.”

talebi radikal bir politik slogan değil.

Aslında devletin vermeyi taahhüt ettiği hizmetin verilmesini talep ediyorlar.


Öğretmen sorunu gerçekten var

Fransız hükümeti öğretmen açığını kabul ediyor.

2025 öğretmen alımlarında 23.258 kamu pozisyonu açılmasına rağmen yalnızca 21.484 aday işe alınabildi.

İlköğretimde açık pozisyonların yaklaşık %95'i doldurulurken bazı akademilerde ve bazı branşlarda sorun devam etti.

2026'da tablo iyileşmeye başladı.

Öğretmenlik sınavlarına başvurular bir önceki yıla göre %76,6 arttı ve işe alınan öğretmen sayısında yaklaşık %50'lik yükseliş gerçekleşti.

Bu önemli bir gelişme.

Fakat sistemdeki yapısal problem ortadan kalkmış değil.

OECD'nin 2026 Fransa değerlendirmesi özellikle ilkokul öğretmenlerinin ücretlerinin, benzer eğitim seviyesine sahip diğer çalışanların gelirlerinden ciddi biçimde düşük olduğuna dikkat çekiyor.

OECD'ye göre bu ücret farkı öğretmen bulmayı zorlaştıran faktörlerden biri.

Yani mesele yalnızca daha fazla öğretmen ilanı açmak değil.

Öğretmenliği yeniden cazip bir meslek haline getirmek.


Fransa'nın asıl sorunu eşitsizlik

Fransız Cumhuriyeti'nin sloganındaki üç kelimeden biri:

Égalité. Eşitlik.

Fakat eğitim sistemine bakıldığında bu kelime biraz rahatsız edici hale geliyor.

OECD'nin PISA 2022 sonuçlarında Fransa'daki en avantajlı öğrencilerin matematik başarısı ile en dezavantajlı öğrencilerin başarısı arasında 113 puanlık fark bulunuyor.

OECD ortalaması ise 93 puan.

Daha da önemlisi, öğrencinin sosyoekonomik geçmişi Fransa'daki matematik performansındaki farklılıkların yaklaşık %21'ini açıklıyor.

OECD ortalaması %15.

Başka bir ifadeyle:

Fransa'da hangi ailede doğduğunuz, okulda ne kadar başarılı olacağınızı OECD ortalamasından daha fazla etkiliyor.

Ve bu fark yeni değil.

2012 ile 2022 arasında yüksek ve düşük sosyoekonomik gruplar arasındaki başarı farkında belirgin bir iyileşme gerçekleşmedi.

Bu nedenle protestoların özellikle Seine-Saint-Denis gibi daha yoksul bölgelerde başlaması tesadüf değil.

Eğitim sisteminin sorunları herkes tarafından hissediliyor olabilir.

Ama aynı sorun fakir bir bölgede yaşayan öğrenci için çok daha ağır sonuçlar doğurabiliyor.


Aynı sınav, farklı eğitim

Burada eğitim sisteminin temel çelişkisi ortaya çıkıyor.

Bir öğrenci:

öğretmensiz ders geçiriyor,

başka bir öğrenci tam kadrolu bir okulda okuyor,

bir öğrenci kötü fiziksel koşullarla mücadele ediyor,

başka bir öğrenci daha iyi donanımlı bir okulda eğitim alıyor.

Sonra hepsine aynı sınav uygulanıyor.

Kâğıt üzerinde eşitlik var.

Gerçekte başlangıç çizgileri farklı.

Bu yüzden eğitimde eşitlik yalnızca herkese aynı sınavı yapmak değildir.

Herkesi o sınava mümkün olduğunca benzer koşullarda hazırlayabilmektir.


Fransız öğrenciler zaten oldukça uzun süre okulda

Öğrencilerin bir başka talebi okul günlerinin ve müfredatın yeniden düzenlenmesi.

Burada da veriler ilginç.

OECD verilerine göre Fransa'daki alt ortaöğretim öğrencileri yılda yaklaşık 1.189 saat eğitim alıyor.

Bu, karşılaştırmanın yapılabildiği 34 OECD ve ortak ülke içinde üçüncü en yüksek seviyelerden biri.

Alt ortaöğretim boyunca sunulan toplam öğretim süresi bakımından da Fransa OECD ülkeleri arasında üst sıralarda bulunuyor.

Yani Fransız öğrencilerin temel problemi “az ders görmek” değil.

Asıl soru şu:

Okulda geçirilen uzun süre gerçekten öğrenmeye dönüşüyor mu?

Öğretmen gelmiyorsa,

dersler iptal oluyorsa,

sınıflar aşırı kalabalıksa,

öğrenci günün sonunda zihinsel olarak tükeniyorsa,

daha fazla saat otomatik olarak daha iyi eğitim anlamına gelmiyor.

Eğitim politikasında kolayca unutulan denklem şu:

Saat ≠ öğrenme.


Gençlerin psikolojik durumu da alarm veriyor

Protestolarda öğrencilerin dile getirdiği bir başka konu akademik baskı ve gelecek kaygısı.

Fransa Halk Sağlığı Kurumu'nun 2024 EnCLASS araştırmasının 2026'da yayımlanan sonuçları lise öğrencileri açısından oldukça düşündürücü.

Lise öğrencilerinin:

yaklaşık %20'sinde ciddi depresyon riski bulunuyor.

%20'si son 12 ayda intihar düşüncesi yaşadığını söylüyor.

%15'i yaşamının herhangi bir döneminde intihar girişiminde bulunduğunu bildiriyor.

Öğrencilerin yalnızca %63'ü ruhsal iyilik halini iyi olarak değerlendiriyor.

Bu rakamlar protestoların doğrudan nedeni değildir.

Fakat eğitim sistemine yönelik “baskı fazla”, “günler çok uzun” ve “gelecek konusunda kaygılıyız” eleştirilerinin ortaya çıktığı toplumsal ortamı anlamak için önemlidir.

Bir eğitim sistemi yalnızca sınav sonucu üretmez.

İnsan da üretir.


Sonra mezun oluyorlar. Ve başka bir sorun başlıyor.

Gençlerin gelecek kaygısının yalnızca psikolojik olmadığını gösteren başka bir veri daha var.

Fransa'da 15-24 yaş grubundaki işsizlik oranı 2026'nın ikinci çeyreğinde %21,6.

Genel işsizlik oranı ise %8,3.

Gençlerde işsizlik genel nüfusun yaklaşık 2,6 katı.

Dolayısıyla bugünkü lise öğrencisinin gördüğü yol kabaca şöyle:

Uzun okul günleri.

Yoğun sınav sistemi.

Üniversiteye giriş rekabeti.

Ardından beş gençten yaklaşık birinin işsiz olduğu bir işgücü piyasası.

Bu ortamda gençlerin yalnızca okul binasını değil, kendilerine vaat edilen toplumsal sözleşmeyi sorgulaması şaşırtıcı değil.


Okul binaları konusu da yalnızca konfor meselesi değil

Protestocular eski, kötü havalandırılan ve aşırı sıcak sınıflardan da şikâyet ediyor.

Fransa Eğitim Bakanlığı bile iklim değişikliği nedeniyle okullarda sıcaklığın artık ciddi bir sorun haline geldiğini kabul ediyor.

Bakanlık, artan sıcak hava dalgalarının birçok okul binasının tasarlandığı koşulların ötesine geçtiğini ve öğrencilerin sağlığı ile sınavların yürütülmesini etkileyebileceğini belirtiyor.

Fransa'da yaklaşık 63 bin okul, kolej ve lise binasını her gün 13 milyondan fazla insan kullanıyor.

Dolayısıyla okul altyapısının yenilenmesi yalnızca boya, pencere ve klima tartışması değil.

Bu aynı zamanda önümüzdeki 20-30 yılın iklim adaptasyonu yatırımı.

Bugün yapılmayan yatırımın faturası yarın daha yüksek olacak.


Peki Fransa'nın parası var mı?

Hükümetin karşı argümanı güçlü:

Fransa'nın kamu maliyesi ciddi baskı altında.

2027 bütçesi bütçe açığını azaltmak amacıyla vergi artışları ve harcama kısıntıları içeriyor. Sağlık, emeklilik ve diğer kamu harcamalarında milyarlarca euroluk tasarruf planlanıyor.

Eğitim bütçesinin 2027'de yaklaşık %1,7 artırılması planlanıyor fakat bu artış enflasyon dikkate alındığında oldukça sınırlı kalıyor.

Dolayısıyla mesele:

“Eğitime sınırsız para harcayalım”

kadar basit değil.

Fakat başka bir soru sorulabilir:

Bir ülkenin mali sorunlarını çözmenin doğru yolu eğitim sistemindeki mevcut açıkları kalıcılaştırmak mıdır?

Çünkü eğitim harcamaları yalnızca bugünün tüketimi değildir.

Öğretmenin maaşı bugün ödenir.

Ama daha iyi eğitim alan öğrencinin üretkenliği, istihdamı ve vergi katkısı onlarca yıl devam eder.

Bu nedenle eğitim bütçesini yalnızca gider kalemi olarak görmek ekonomik açıdan da eksik bir yaklaşım.


Talepler ne kadar makul?

Protestolar sırasında şiddet, okul yakma veya kamu malına zarar verme gibi eylemler elbette öğrencilerin eğitim talepleriyle aynı şey değil.

Bunları birbirinden ayırmak gerekiyor.

Bir talebin haklı olması, o talep adına yapılan her eylemi haklı hale getirmez.

Fakat aynı şekilde birkaç şiddet görüntüsü de binlerce öğrencinin dile getirdiği sistem sorunlarını ortadan kaldırmaz.

Veriler ışığında öğrencilerin temel taleplerinin önemli kısmı oldukça somut görünüyor:

Eksik öğretmenlerin yerine öğretmen atanması.

Bakanlığın kendi verileri bunun gerekli olduğunu gösteriyor.

İptal edilen derslerin azaltılması.

Planlanan derslerin yaklaşık onda birinin yapılamadığı bir sistemde bu oldukça temel bir beklenti.

Dezavantajlı bölgelere daha fazla kaynak.

PISA verileri Fransa'daki eğitim başarısının aile geçmişine OECD ortalamasından daha fazla bağlı olduğunu gösteriyor.

Okul binalarının yenilenmesi.

İklim değişikliği mevcut altyapıyı giderek daha yetersiz hale getiriyor.

Okul gününün ve müfredatın yeniden değerlendirilmesi.

Fransız öğrenciler zaten OECD'nin en yüksek öğretim sürelerinden birine sahip.

Öğrencilerin ruh sağlığının eğitim politikasının parçası haline getirilmesi.

Beş lise öğrencisinden yaklaşık birinde ciddi depresyon riski bulunan bir ülkede bunu tali bir konu olarak görmek zor.


Belki de öğrencilerin istediği şey daha fazla değil

Fransa'daki tartışma kolaylıkla şu ikiliğe indirgenebilir:

Öğrenciler daha fazla para istiyor.

Hükümetin parası yok.

Fakat mesele bundan daha karmaşık.

Öğrenciler aslında devletten yeni bir hak istemiyor.

Büyük ölçüde zaten var olduğu söylenen hakkın gerçekten çalışmasını istiyorlar.

Öğretmeni olan sınıf.

Yapılan ders.

Yaşanabilir okul binası.

Yaşadığı mahalle yüzünden geleceği belirlenmeyen öğrenci.

Ve sonunda emeğinin karşılığını alabileceğine inandığı bir gelecek.

Bunların hiçbiri özellikle radikal talepler değil.

Asıl radikal olan belki başka bir şey:

Dünyanın en zengin ekonomilerinden birinde bir öğrencinin sınava gireceği dersin öğretmenini aylarca görememesini normal kabul etmek.

Fransa'daki öğrencilerin bugün sokakta söyledikleri şey bu nedenle yalnızca Fransa'ya ait olmayabilir.

Eğitim sistemleri uzun süre gençlere basit bir söz verdi:

Çalış.

Oku.

Başarılı ol.

Karşılığında önünde daha iyi bir hayat açılacak.

Bugün öğrenciler o sözün ikinci kısmının hâlâ geçerli olup olmadığını soruyor.

Ve veriler gösteriyor ki bu soruyu sormakta pek de haksız değiller.




Kaynaklar: OECD PISA 2022; OECD Education at a Glance 2025 ve 2026; Fransa Eğitim Bakanlığı DEPP; Santé publique France EnCLASS 2024; INSEE; Fransa Eğitim Bakanlığı; Reuters, 2-6 Ekim 2026.

More Posts