Arastiriyorum 1 day ago
akadm #rapor

Dünyaya Değil, Kendimize Güveniyoruz: 2026’nın Küresel Trendleri Ne Söylüyor?

Dünya için iyimser olanların oranı yalnızca %25. Kendi ülkesi için iyimser olanlar %36. Ama konu kendimiz ve ailemiz olduğunda oran %55’e çıkıyor. 2026’nın belki de en önemli toplumsal eğilimi bu: Umut kaybolmuyor. Yer değiştiriyor.

Belirsizlik artık geçici bir dönem değil.

İklim değişikliği, jeopolitik gerilimler, ekonomik baskılar, demografik dönüşüm ve yapay zekâ gibi teknolojiler aynı anda toplumları dönüştürüyor. İnsanlar ise bütün bunların ortasında dünyayı değiştirebileceklerine daha az, kendi hayatlarında bir şeyleri değiştirebileceklerine daha fazla inanıyor.

2026 Global Trends araştırması 38 pazarı kapsıyor ve bazı ülkelerde 2013'e kadar uzanan verileri kullanıyor. Böylece yalnızca insanların bugün ne düşündüğünü değil, düşüncelerinin son on yılda nasıl değiştiğini de görmek mümkün.

Ve ortaya oldukça ilginç bir tablo çıkıyor.


İyimserlik küçülüyor

Önümüzdeki 12 aya bakıldığında 38 pazar ortalamasında insanların:

%25'i dünya,

%36'sı kendi ülkesi,

%55'i ise kendisi ve ailesi

konusunda iyimser.

Üstelik 2025 ve 2026'da ortak ölçülen 37 pazarda dünyaya ilişkin iyimserlik bir yılda %28'den %24'e gerilemiş durumda.

Bu fark basit bir kötümserlik göstergesi değil.

İnsanların zihinsel referans noktası değişiyor.

“Dünyayı düzeltebilir miyiz?” sorusunun yerini giderek “Kendi hayatımda neyi kontrol edebilirim?” sorusu alıyor.

Daha da ilginci, kişisel iyimserlik de tamamen dokunulmaz değil. 2013'ten beri izlenen 15 pazarda kişinin kendisi ve ailesi için iyimserliği %59'dan %53'e gerilemiş ve ölçülen dönemin en düşük seviyesine ulaşmış durumda.

Yani mesele pembe gözlük takmak değil. İnsanlık o gözlüğü zaten bir süredir çekmecede arıyor.

Mesele, belirsizliğin içinde kontrol edilebilir alanlar bulmak.



2026'nın trend haritası değişiyor

Araştırmada 23 değer dokuz ana trend altında inceleniyor. Bu trendlerin hareketini anlamak için dört yön kullanılıyor: Transform, Reverse, Accelerate ve Consolidate.

2026'da özellikle üç büyük hareket dikkat çekiyor.


Dönüşenler

  • Climate Convergence
  • Conscientious Health
  • The Power of Trust

Hızlananlar

  • Technowonder
  • Nouveau Nihilism
  • Escape to Individualism

Yerleşik hale gelenler

  • Globalisation Fractures
  • Splintered Societies
  • Retreat to Old Systems

Bu sınıflandırmanın arkasındaki ortak soru ise aynı:

Belirsizliğin arttığı bir dünyada insanlar kontrol duygusunu nerede buluyor?


Yapay zekâya hayranlık yerini sorgulamaya bırakıyor

Dünya genelinde insanların %56'sı yapay zekânın dünya üzerinde olumlu etkisi olduğunu düşünüyor, %35'i ise buna katılmıyor.

Ama olumlu tablo çatlamaya başlamış durumda.

2025-2026 arasında Singapur, Güney Kore, Hong Kong ve Büyük Britanya gibi teknolojiye görece olumlu yaklaşan pazarlarda bile yapay zekâ hakkındaki olumlu görüş geriliyor.

Daha çarpıcısı gençlerde görülüyor.

16-24 yaş grubunda yapay zekânın dünyaya olumlu etkisi olduğu görüşü bir yılda 7 puan, 25-34 yaş grubunda ise 4 puan düşüyor.

Uzun dönemli başka bir gösterge daha sert:

38 pazarda insanların %57'si teknolojik ilerlemenin hayatlarımızı yok ettiğini düşünüyor.

Buradaki değişim teknoloji karşıtlığı değil.

İnsanlar artık yalnızca

“Bu teknoloji ne yapabiliyor?”

diye sormuyor.

Şunu da soruyor:

“Bunun bana faydası ne?”

Ve belki daha önemlisi:

“Kontrol kimde?”

Bu nedenle teknolojinin geleceğinde belirleyici unsur yalnızca kapasite değil, insanlara sağladığı kontrol hissi olabilir. Rapor da somut fayda, insan bağlantısı ve kullanıcı kontrolünü üç temel alan olarak öne çıkarıyor.


Sağlıkta iradenin yerini sistem düşüncesi alıyor

Sağlıklı olmak uzun süre disiplin üzerinden anlatıldı:

Daha iyi beslen.

Daha fazla hareket et.

Daha güçlü iradeye sahip ol.

Bu yaklaşım değişiyor.

İnsanlar sağlığı giderek metabolizma, hormonlar, önleyici sağlık, kişiselleştirilmiş tedaviler ve ölçülebilir biyolojik sistemler üzerinden değerlendiriyor.

Sağlık böylece yalnızca bir davranış problemi olmaktan çıkıp ölçülebilen ve optimize edilebilen bir sistem haline geliyor.

Bir başka dönüşüm ise zihinsel sağlıkta.

2019-2026 döneminde fiziksel sağlığa daha fazla dikkat etmesi gerektiğini söyleyenlerle zihinsel iyilik haline daha fazla dikkat etmesi gerektiğini söyleyenler arasındaki fark belirgin biçimde kapanıyor. Raporun 18. sayfasındaki grafik, 2026'da bu iki göstergenin sırasıyla %83 ve %79 seviyesine geldiğini gösteriyor.

Üstelik amaç yalnızca uzun yaşamak değil.

Yeni kavram healthspan:

Kaç yıl yaşadığımızdan çok, o yılların kaçını fiziksel ve zihinsel kapasitemizi koruyarak yaşayabildiğimiz.


Güven kaybolmuyor, adres değiştiriyor

Belki de raporun araştırma ve marka dünyası açısından en önemli bulgularından biri burada.

38 pazarda:

%69, hükümetlerinin kendi endişelerini önceliklendirmediğini düşünüyor.

%73, ekonominin zengin ve güçlülerin lehine kurulmuş olduğuna inanıyor.

Fakat aynı zamanda %77, bildiği bir marka tarafından üretilmiş yeni bir ürüne daha fazla güveneceğini söylüyor.

Yani güven ortadan kalkmıyor.

Kurumlardan daha yakın ilişkilere taşınıyor.

Tanıdığımız insanlar.

Yerel topluluklar.

Bildiğimiz markalar.

Bizim gibi görünen ve konuşan kişiler.

Güven giderek daha kişisel, yerel ve yakın hale geliyor.

Bu, yapay zekâ çağında ayrıca önemli. Çünkü tüketicinin marka hakkındaki görüşü artık yalnızca markanın kendi iletişiminden oluşmuyor; algoritmalar yorumları, toplulukları ve başka insanların deneyimlerini özetleyerek tüketici ile marka arasına yeni bir katman yerleştiriyor.


“Çok çalışırsam başarırım” inancı aşınıyor

Modern ekonominin en güçlü vaatlerinden biri şuydu:

Çok çalışırsan ilerlersin.

Bu vaat birçok ülkede zayıflıyor.

Rapora göre çalışmanın insanı ileri taşıdığına ilişkin inanç son on yılda ABD ve İsveç'te 12, Arjantin'de 14 puan gerilemiş durumda.

Türkiye'de ise başka bir değişim özellikle dikkat çekiyor:

“Önemli olan bugün hayatın tadını çıkarmak, yarın kendi başının çaresine bakar” görüşüne katılım 2013'ten bu yana 17 puan artmış.

Bu değişim tüketim davranışını da açıklayabilir.

Ev sahibi olmak, kariyer yapmak veya aile kurmak gibi büyük ve uzun vadeli hedefler ulaşılamaz göründükçe insanlar daha küçük ve daha yakın ödüllere yönelebiliyor.

Başka bir deyişle:

Geleceğin ödülü belirsizleştiğinde bugünün küçük ödülleri değer kazanıyor.


Bireyselleşme hızlanıyor

Raporun bütün hikâyesini belki de en iyi açıklayan trend Escape to Individualism.

İnsanlar kontrol edemedikleri sistemlerden uzaklaşıp kontrol edebildikleri alanlara yöneliyor.

Kariyer.

Kişisel gelişim.

Sağlık.

Deneyimler.

Maddi başarı.

Kendini ifade etme.

2013 ve 2026'da ortak ölçülen pazarlarda, hayattaki tatmini önemli bir kariyer pozisyonuna ulaşmakla ilişkilendirenlerin oranı %39'dan %51'e yükselmiş.

Kendisini erken teknoloji benimseyen biri olarak tanımlayanların oranı ise %36'dan %43'e çıkmış.

Ama bu klasik anlamda bencil bir bireyselleşme değil.

Aynı insanların %85'i iş-yaşam dengesinin başarılı bir kariyerden daha önemli olduğunu söylüyor.

Yine %85'i insanların kararlarını yönlendirecek ilkeleri kendilerinin belirlemesi gerektiğine inanıyor.

Yeni bireysellik bu nedenle:

“Daha fazlasına sahip olayım”dan çok “Hayatım üzerinde daha fazla söz sahibi olayım” düşüncesine yaklaşıyor.


Küreselleşme bitmiyor, yerelleşiyor

Jeopolitik gerilimlere rağmen insanların küreselleşmeye ilişkin görüşleri şaşırtıcı biçimde dayanıklı.

Ancak küresel markaların yerel markalardan otomatik olarak daha kaliteli olduğu düşüncesi birçok gelişmekte olan pazarda zayıflıyor.

Bunun yerine yerel ürünlere, yerel inovasyona ve ulusal kimliğe güven güçleniyor.

Ortaya çıkan yapı:

küresel erişim + yerel aidiyet.

Markalar açısından “global olmak” artık tek başına avantaj olmayabilir.

Asıl değer, küresel kapasiteyi yerel kültürü gerçekten anlayarak kullanabilmekte.


Geçmişi istiyoruz ama gerçekten geçmişte yaşamak istemiyoruz

Raporun en hoş paradokslarından biri nostalji konusunda.

İnsanların %62'si ülkelerinin eskiden olduğu gibi olmasını istediğini söylüyor.

Ama anne-babalarının çocuk olduğu dönemde büyümek isteyenlerin oranı yalnızca %48.

Yani insanlar geçmişi geri istemiyor.

Geçmişle ilişkilendirdikleri bazı duyguları geri istiyor:

istikrar, topluluk, kalite, sadelik, güven ve tanıdıklık.

Raporda bunun için güzel bir kavram kullanılıyor:


Lostalgia

İnsanların özlediği şey geçmişin kendisi değil, bir zamanlar sahip olacaklarını düşündükleri gelecek.

Bu ayrım önemli.

Çünkü nostaljinin yükselişini yalnızca “insanlar eski günlere dönmek istiyor” şeklinde okumak oldukça yüzeysel kalıyor.


Bütün bunları birbirine bağlayan şey ne?

Dokuz farklı trend varmış gibi görünse de aslında aynı davranışsal mekanizmanın farklı sonuçlarını görüyoruz:

Kontrol edemediğimiz dünya büyüdükçe, kontrol edebildiğimiz alanlara yatırım yapıyoruz.

Dünyayı kontrol edemiyorum.

Ama sağlığımı optimize edebilirim.

Ekonomiyi kontrol edemiyorum.

Ama bugün kendime küçük bir ödül verebilirim.

Kurumlara güvenemiyorum.

Ama tanıdığım insanlara ve topluluklara güvenebilirim.

Teknolojinin yönünü belirleyemiyorum.

Ama onu ne zaman ve nasıl kullanacağıma ilişkin söz sahibi olmak istiyorum.

Geleceği tahmin edemiyorum.

Ama kendi becerilerimi geliştirebilirim.

Bu yüzden 2026'nın büyük trendi yapay zekâ, sağlık, iklim veya tüketim olmayabilir.


Asıl trend: kontrol duygusunun yeniden dağılımı.

Raporda sonuç bölümünde de benzer bir ayrım kuruluyor: olumlu gelişmeler çoğunlukla bireysel, olumsuz gelişmeler ise kolektif olarak deneyimleniyor.

Ve belki “silver lining” tam burada.

İyimserlik artık dünyanın kendiliğinden daha iyi olacağına inanmak değil.

Bir şeylerin hâlâ değiştirilebilir olduğuna inanmak.

Raporun son mesajı da büyük vaatlerden çok görünür eylem, ulaşılabilir hedefler ve küçük başarıların birikimine işaret ediyor:

felç olmak yerine uyum sağlamak, çaresizlik yerine hareket alanı yaratmak ve büyük söylemler yerine uygulanabilir çözümler üretmek.


Türkiye açısından dikkat çeken 4 bulgu

Türkiye raporda ayrıca ilginç bir konumda:

İyimserlik endeksi: Türkiye 86 puanla 38 pazar içinde alt sıralarda yer alıyor. Endeks kişinin kendisi/ailesi, ülkesi ve dünya hakkındaki iyimserliğin toplamından oluşturuluyor.

Yapay zekâ: Türkiye'nin “yapay zekâ dünyaya olumlu etki yapıyor” net skoru +20. Dolayısıyla küresel ölçekte olumlu tarafta, ancak Çin (+80) veya Hindistan (+63) gibi pazarlardan oldukça uzakta.

Bugünü yaşama eğilimi: “Bugünün tadını çıkar, yarın kendi başının çaresine bakar” yaklaşımındaki artış 2013'ten bu yana +17 puan.

Maddi başarı: “Başarımı sahip olduğum şeylerle ölçerim” görüşündeki artış Türkiye'de 2013-2026 arasında +3 puan. Güney Afrika'daki +28 veya Hindistan'daki +18 ile karşılaştırıldığında artış oldukça sınırlı.



Araştırıyorum yorumu

2026 verileri geleceğe ilişkin çok net bir davranış değişimine işaret ediyor:


İnsanlar daha iyimser olmuyor. İyimserliklerini daha küçük alanlara taşıyor.

Bu durum araştırmacılar açısından da önemli.

Tüketiciyi yalnızca demografik özellikleri veya satın alma davranışları üzerinden anlamak giderek yetersiz kalabilir.

Yeni temel soru şu olabilir:

“İnsan hayatının hangi bölümünde kontrol sahibi olduğunu düşünüyor?”

Çünkü sağlık tercihinden teknoloji kullanımına, marka güveninden tüketim kararlarına kadar pek çok davranışın arkasında aynı ihtiyaç giderek daha görünür hale geliyor:

Agency.

Yani kişinin kendi hayatının yönünü etkileyebildiğine dair inancı.

Belki de önümüzdeki birkaç yılın tüketici araştırmalarında en değerli değişkenlerden biri yaş, gelir veya eğitim değil, algılanan kontrol düzeyi olacak.



Araştırmanın metodolojisi

Araştırma 22 Mayıs-5 Haziran 2026 tarihleri arasında 38 pazarda toplam 29.542 yetişkinle çevrimiçi olarak gerçekleştirildi. Türkiye örneklemi yaklaşık 1.000 kişiden oluşuyor. Türkiye dahil bazı pazarlardaki örneklemlerin genel nüfusa kıyasla daha kentli, eğitimli ve/veya varlıklı olduğu ve sonuçların bu ülkelerde nüfusun daha “connected” kesimini yansıttığı özellikle belirtiliyor. Bu nedenle Türkiye sonuçlarını tüm nüfusun birebir temsili gibi okumamak gerekiyor.

38 pazar ortalamasının nüfus büyüklüğüne göre ağırlıklandırılmadığını da unutmamak gerekiyor. Yani “global %X” ifadesi dünya nüfusunun %X'i anlamına gelmiyor.


Kaynak

Ipsos Global Trends, 10th Edition, The Search for Silver Linings, Eylül 2026. 

1.0K
7.2K
Zihin Sağlığında Türkiye Fotoğrafı: Kaygı Yükseliyor, Farkındalık Hâlâ Sınırlı

Zihin Sağlığında Türkiye Fotoğrafı: Kaygı Yükseliyor, Farkındalık Hâlâ...

1713358301.jpg
Arastiriyorum
11 months ago
Amazon’un 2026 Teknoloji Öngörüleri: Yapay Zeka, Kuantum Güvenlik ve Yeni Nesil Öğrenme

Amazon’un 2026 Teknoloji Öngörüleri: Yapay Zeka, Kuantum Güvenlik ve Y...

1713358301.jpg
Arastiriyorum
9 months ago
AI Yüzleri Gerçeğinden Daha Gerçek mi?

AI Yüzleri Gerçeğinden Daha Gerçek mi?

1713358301.jpg
Arastiriyorum
7 months ago
İklim Değişikliği Kaygısı Gençliği Sarıyor: Hükümetlerin Eylemsizliği Bir Nesle İhanet Mi?

İklim Değişikliği Kaygısı Gençliği Sarıyor: Hükümetlerin Eylemsizliği...

1713358301.jpg
Arastiriyorum
1 year ago
Apple, iOS 26’yı duyurdu: İşte iPhone’lara gelecek yeni özellikler

Apple, iOS 26’yı duyurdu: İşte iPhone’lara gelecek yeni özellikler

1713358301.jpg
Arastiriyorum
1 year ago