Deneyim Artık Bir Süreç Değil, Bir Sistem: Türkiye’de Müşteri Deneyiminin Yeni Eşiği
Son yıllarda müşteri deneyimi kavramı o kadar sık kullanıldı ki, neredeyse anlamını yitirme noktasına geldi. “Müşteri odaklıyız” demek kolay, bunu gerçekten başaran yapı kurmak ise zor.
2025-12-21 09:54:26 - Arastiriyorum
KPMG’nin Türkiye Müşteri Deneyimi Mükemmeliyeti (CEE) 2025–2026 Raporu, tam da bu noktada önemli bir kırılmaya işaret ediyor: Deneyim artık tekil temasların toplamı değil, yaşayan bir sistem.
Bir araştırmacı gözüyle bakıldığında raporun en çarpıcı yönü, skorların düşüşünü bir “başarısızlık” olarak değil, beklenti çıtasının yükselmesi olarak okuması. Genel müşteri deneyimi mükemmeliyet skorunun 2023’te 8,05’ten 2025’te 7,71’e gerilemesi ilk bakışta olumsuz görünebilir. Ancak bu düşüş, hizmet kalitesinin çökmesinden çok, müşterilerin artık daha fazlasını talep ettiğini gösteriyor. Yani mesele şirketlerin kötüleşmesi değil, müşterilerin olgunlaşması.
Burada kritik bir ayrım ortaya çıkıyor:
Memnuniyet ile sadakat aynı şey değil.
Raporda Net Tavsiye Skoru’nun (NPS) düşmesi, bu ayrımı net biçimde doğruluyor. Müşteri memnun olabilir ama artık bu memnuniyet tek başına “tavsiye etme” davranışına dönüşmüyor. Çünkü sadakat, hız ve kolaylık kadar güven, bağlam ve değer hissi üzerinden inşa ediliyor. Bu da bizi raporun merkezine yerleştirilen kavrama götürüyor: Bütüncül Deneyim (TX).
Deneyimin Evrimi: Temas Noktasından Mimariye
Uzmanlık perspektifinden bakıldığında TX yaklaşımının en güçlü yanı, müşteri deneyimini pazarlama fonksiyonunun elinden alıp kurumsal mimarinin merkezine koyması. Deneyim artık yalnızca çağrı merkezi performansı, uygulama hızı ya da kampanya başarısı değil; veri yönetişimi, süreç tasarımı, organizasyonel yapı ve teknoloji kararlarının ortak çıktısı.
Bu noktada raporun altını çizdiği Agentic AI kavramı kritik. Yapay zekânın destekleyici bir araçtan, karar alan ve süreci yöneten bir sisteme evrilmesi; deneyimi “reaktif” olmaktan çıkarıp “öngörülü” hale getiriyor. Bu, kişiselleştirmenin bir üst seviyesi. Müşteriye ismiyle hitap etmek değil, ihtiyacı oluşmadan önce doğru aksiyonu alabilmek.
Araştırma bulguları gösteriyor ki gelecekte fark yaratan markalar, teknolojiyi görünür kılmaya çalışanlar değil; onu görünmez ama etkili biçimde deneyimin içine yedirenler olacak.
TX Neden Stratejik Bir Zorunluluk?
Bütüncül Deneyim yaklaşımını önemli kılan şey, “iyi bir fikir” olması değil; rekabet avantajı yaratma kapasitesi. Artık rekabet yalnızca fiyat, hız veya ürün özellikleri üzerinden yürümüyor. Müşterinin kendini anlaşıldığını hissettiği, çalışanların sürecin parçası olduğu ve verinin tutarlı şekilde aktığı yapılar öne çıkıyor.
Raporda önerilen on adımlık yol haritası, aslında klasik dijital dönüşüm projelerinin neden sıklıkla başarısız olduğunu da dolaylı biçimde açıklıyor. Çünkü birçok kurum teknolojiye yatırım yapıyor ama deneyimin nasıl çalıştığını tanımlamadan ilerliyor. TX ise tam tersini öneriyor:
Önce vizyon, sonra değer akışları, ardından teknoloji.
Bu yaklaşım, deneyimi bir proje olmaktan çıkarıp sürekli optimize edilen bir sistem haline getiriyor.
Deneyimin Yeni Çağı Başladı
Bu rapor, “müşteri deneyimi önemli” gibi zaten herkesin bildiği bir cümleyi tekrar etmiyor. Asıl mesaj şu:
Deneyimi yönetmeyen kurumlar, farkında olmadan onu müşterilerin insafına bırakıyor.
Önümüzdeki dönemde başarılı olacak organizasyonlar; müşterinin bağlamını anlayan, veriyi ortak bir dilde konuşturan, insan ve yapay zekâyı birlikte çalıştıran yapılar kurabilenler olacak. Bu da deneyimi bir KPI seti değil, kurumsal bir işletim sistemi olarak ele almayı gerektiriyor.
Deneyim çağı bitmedi.
Ama eski deneyim anlayışı kesin olarak geride kaldı.