AI Destekli Eğitim mi, AI Tüketimli Öğrenciler mi?
Yapay zekâ eğitimde hız, verimlilik ve kişiselleştirme vaat ediyor. Ancak son dönemde yayımlanan kapsamlı araştırmalar, daha zor bir soruyu gündeme getiriyor: AI öğrenmeyi gerçekten güçlendiriyor mu, yoksa düşünmenin yerini mi alıyor? Bu yazı ne teknoloji karşıtlığı yapıyor ne de kör iyimserlik üretiyor. Veriye, pedagojik gerçekliğe ve uzun vadeli etkilere dayalı bir sorgulama sunuyor.
2026-01-21 16:24:50 - Arastiriyorum
Eğitimde yapay zekâ tartışmaları genellikle iki uç arasında sıkışıyor.
Bir tarafta “AI her şeyi çözecek” coşkusu, diğer tarafta “çocuklar düşünmeyi unutacak” paniği.
Oysa kapsamlı saha çalışmaları ve öğretmen görüşleri şunu gösteriyor:
Mesele ne bu kadar parlak ne de bu kadar karanlık.
Asıl mesele daha rahatsız edici:
Yapay zekâ öğrenmeyi dönüştürürken, öğrenmenin kendisini zayıflatıyor olabilir.
Nitekim Brookings tarafından yürütülen çalışmada, mevcut koşullar altında
AI’nin eğitimdeki risklerinin, faydalarından ağır bastığı açıkça belirtiliyor.
Çünkü bu riskler yan etki değil, öğrenmenin temelini oluşturan bilişsel ve sosyal süreçleri hedef alıyor.
Kolaylık = Gelişim Değil
Yapay zekânın eğitimde sunduğu en cazip vaat “kolaylık”.
Daha hızlı yazılar, daha düzgün ödevler, daha kişisel içerikler.
Ancak öğrenme dediğimiz şey doğası gereği kolay değildir.
Zorlanma, hata yapma, tekrar düşünme ve sabır ister.
Araştırmalar, AI’nin kontrolsüz kullanımıyla öğrencilerin
karmaşık düşünme süreçlerini giderek daha fazla makinelere devrettiğini gösteriyor.
Bu durum literatürde “bilişsel yükten kurtulma” değil, bilişsel offloading olarak tanımlanıyor.
Sonuç paradoksal:
Öğrenci daha iyi görünen çıktılar üretiyor ama daha az düşünüyor.
Bu sadece akademik bir mesele değil.
Düşünme kaslarının kullanılmaması, zamanla körelmesine yol açıyor.
Yazmak Üretmek Değil, Düşünmektir
Yapay zekâ destekli yazma araçları genellikle “yardımcı” olarak sunuluyor.
Oysa yazma, sadece bir metin üretme işi değildir.
Yazmak;
– düşünceleri netleştirmek,
– argüman kurmak,
– neden–sonuç ilişkisi oluşturmak demektir.
Rapor, özellikle novice öğrencilerde AI kullanımının
yazma sürecini değil, sadece çıktıyı optimize ettiğini vurguluyor.
Ortaya dil olarak düzgün ama zihinsel olarak sığ metinler çıkıyor.
Sorun, öğrencinin yazıyı AI’ye yazdırması değil.
Sorun, yazarken düşünmeyi öğrenememesi.
Güvenin Erozyonu
Yapay zekâ ölçme-değerlendirmeden rehberliğe kadar birçok alanda karar verici konuma geliyor.
Bu da eğitimde sessiz ama derin bir güven krizini beraberinde getiriyor.
Araştırmaya katılan öğretmenlerin önemli bir bölümü,
AI sonrası dönemde öğrencinin gerçek bilgi düzeyini ayırt etmekte zorlandığını ifade ediyor.
Öğrenci, aldığı geri bildirimin kaynağını sorgulayamıyor.
Veli, çocuğunun verilerinin nerede ve nasıl kullanıldığını bilmiyor.
Eğitim güvenle ayakta duran bir sistemdir.
Şeffaflık kaybolduğunda, öğrenme de zeminini kaybeder.
Ama Her Şey Kötü Değil
Bu yazı bir teknoloji karşıtı manifesto değil.
Aksine, rapor AI’nin doğru tasarlandığında ciddi faydalar sunduğunu da net biçimde ortaya koyuyor.
Özellikle:
- öğrenme güçlüğü yaşayan öğrenciler,
- nöroçeşitliliği olan bireyler,
- öğretmenlerin idari yükünü azaltma alanlarında
- AI güçlü bir destek aracı olabilir.
Ama kritik bir şartla:
AI, öğrencinin yerine değil, yanında çalışmalı.
Öğrencinin düşünmesini devraldığında değil,
düşünmesini desteklediğinde değer üretir.
Asıl Soru Yapay Zekâ Değil
Bu tartışmanın merkezinde teknoloji yok.
Merkezde şu soru var:
Biz çocukların nasıl öğrenmesini istiyoruz?
Hızlı mı?
Kolay mı?
Yoksa zorlanarak, düşünerek, hata yaparak mı?
Yapay zekâ bu soruya verdiğimiz cevabı büyütüyor.
Yanlış cevabı da, doğru cevabı da.
Ve belki de en kritik gerçek şu:
Eğer bu cevabı bilinçli vermezsek, birileri bizim yerimize verecek.