2026’nın Tüketicisi: Daha Zengin Değil, Daha Seçici. Daha Mutlu Değil, Daha Bilinçli.

Uzun zamandır tüketiciyi tek bir duyguyla anlatmaya çalışıyoruz: kaygı. Enflasyon var, belirsizlik var, dünya karışık. The New Consumer ve Coefficient Capital’in yayımladığı Consumer Trends 2026 raporu, bu tabloyu inkâr etmiyor ama eksik buluyor. Çünkü veriler şunu söylüyor: İnsanlar sadece sıkışmış değil. Aynı zamanda ayırt ediyor.

2026-01-22 13:33:45 - Arastiriyorum

Raporun girişindeki temel tespit net: 2025 kaotik geçti ama Amerikalı tüketici harcamayı bırakmadı. Hatta bazı alanlarda trading up yaptı. Daha pahalı, daha kaliteli, daha “benim” dediği şeyleri seçti.

Bu bir savurganlık değil. Bir öncelik sıralaması.


Hayat Memnuniyeti Düşmedi. Dondu.

Raporun erken sayfalarında (s.9–11) yer alan “Life Satisfaction Score” dikkat çekici. Ortalama 6.82. Ne çöküş var ne sıçrama. İnsanlar mutsuz değil, ama coşkulu da değil. Bir tür duygusal sabitlenme hali.

Bu neden önemli? Çünkü tüketici artık “daha iyi bir hayat” hayaliyle değil, mevcut hayatı daha katlanılır kılma motivasyonuyla harcıyor. Büyük sıçramalar yerine küçük iyileştirmeler.


Enflasyon Hissediliyor, Ama Davranışı Tam Belirlemiyor

Evet, katılımcıların %42’si hâlâ en büyük sorun olarak enflasyonu görüyor (s.13). Ama aynı rapor şunu da gösteriyor: Ücretler, toplamda fiyat artışlarını büyük ölçüde yakalamış durumda (s.16).

Bu ikilik önemli. İnsanlar “her şey pahalı” diyor ama aynı anda wellness, gıda, evcil hayvan, kişisel bakım gibi alanlarda daha pahalı ürünlere yöneliyor (s.17–18). Yani hissettiğimiz baskı, davranışın tamamını açıklamıyor.


İki Amerika Var. Ve Aynı Sepetten Alışveriş Yapmıyorlar

Raporun “Two Americas” bölümü (s.19–22) durumu çok net anlatıyor: Üst gelir grubu, tüketimin neredeyse yarısını yapıyor. Aynı ülkede yaşayan ama aynı ekonomik gerçekliği paylaşmayan iki farklı tüketici profili var.

Bu yüzden “ortalama tüketici” diye bir şey yok. Ürünlerin “benden daha zengin insanlar için tasarlandığını” düşünenlerin oranı özellikle orta ve alt sınıflarda yüksek (s.26). Bu algı, markalara karşı mesafeyi de açıklıyor.


İçerik Üreten Tüketici Dönemi

Raporun belki de en çarpıcı kısmı creator economy bölümü (s.33–58). Gen Z ve Millennials’ın %45’i kendini bir şekilde “content creator” olarak görüyor. Bu bir meslek tanımı değil. Bir kimlik hali.

İnsanlar sadece izlemiyor, üretmek istiyor. Ve ilginç olan şu: Creator markalarına güven var ama kör değil. Genç tüketici “ünlü olduğu için” değil, konuyu bildiği için markaya yöneliyor (s.53).


GLP-1, Wellness ve Optimizasyon Kültürü

Raporun ikinci yarısı (s.73 sonrası) neredeyse ayrı bir kitap. GLP-1 kullanıcıları, sağlık takibi, longevity, supplement ekonomisi…

Öne çıkan şey şu: İnsanlar daha uzun yaşamak istemekten çok, daha iyi hissetmek istiyor. “%25 daha uzun yaşamak mı, %25 daha sağlıklı hissetmek mi?” sorusunda çoğunluk ikinciyi seçiyor (s.93).

Ve evet, wellness artık statü göstergesi. Ama aynı zamanda baskı yaratıyor. Katılımcıların çoğu “wellness kültürü fazla zorlayıcı” diyor (s.116). Yani optimizasyon arzusu ile tükenmişlik aynı anda var.


Bu raporun özü şu:

2026’nın tüketicisi irrasyonel değil. Seçici. Daha az şeye evet diyor ama evet dediği şeyden daha fazla anlam bekliyor.

Markalar için zor olan da bu.

Çünkü indirim yetmiyor. Hikâye tek başına yetmiyor.

Gerçek değer göstermen gerekiyor.

More Posts