1.188 Girişim, 1 Unicorn: Türkiye Yapay Zekâda Neyi Kaçırıyor?
Türkiye yapay zekâ konusunda son iki yıldır aynı cümleyi tekrar ediyor: “Potansiyelimiz çok yüksek.” Türk Yapay Zekâ Ekosistemi ve Global Etki Raporu 2025, bu cümleyi rakamlarla destekliyor. Ama aynı zamanda şu rahatsız edici gerçeği de açık ediyor: Potansiyel var, fakat sistem hâlâ kararsız. Bu rapor bir başarı hikâyesi anlatmıyor. Bir geçiş çağını belgeliyor.
2026-01-10 11:23:48 - Arastiriyorum
Rapora göre bugün:
- Türkiye’de 1.188 aktif yapay zekâ girişimi var
- Türk yapay zekâ diasporası 274 girişim üretmiş durumda
- Türkiye, bölgede 1 unicorn çıkarabilmiş tek ülke
- Girişimlerin %70’i 2020 sonrası kurulmuş
Bu tablo ilk bakışta etkileyici.
Ama ikinci bakışta şunu söylüyor:
Ekosistem genç, kalabalık ve hâlâ erken aşamada.
Bunu en net gösteren veri, yatırım medyanı.
Türkiye’de yapay zekâ girişimlerinin aldığı yatırımların medyanı 100 bin dolar.
Aynı dönemde Türk diasporasının medyanı 2,4 milyon dolar.
Bu fark bir yetenek farkı değil.
Bu fark bir ölçekleme ve güven farkı.
Unicorn Var Ama Yalnız
Türkiye’nin yapay zekâ unicornu var.
Ama ligde yalnız.
Küresel ölçekte 326 yapay zekâ unicornu bulunurken:
- %67’si ABD’de
- Avrupa toplamda 37 unicorn çıkarabilmiş
- Türkiye bu tabloda 1 unicornla yer alıyor
Bu kötü bir tablo değil.
Ama “küresel oyuncu oluyoruz” anlatısını tek başına taşıyacak kadar da güçlü değil.
Raporun altını çizdiği kritik nokta şu:
Türkiye unicorn çıkarabilen, ama unicorn üretim bandı kuramamış bir ülke konumunda.
Asıl Güç: Mobil Kaslar ve Uygulama Hızı
Rapordaki en stratejik bulgulardan biri, genelde gözden kaçıyor.
Türkiye’nin yapay zekâdaki rekabet avantajı:
- Foundation model geliştirmek değil
- Çip üretmek değil
- Altyapı devleriyle kafa kafaya gelmek hiç değil
Avantaj şu:
Mobil uygulama geliştirme ve hızlı ticarileştirme kası.
Türkiye’de:
- GenAI girişimlerinin %25’i mobil uygulama odaklı
- Diasporada bu oran yalnızca %10
Bu şu anlama geliyor:
Türkiye yapay zekâyı son kullanıcıya indirmeyi biliyor.
Bu, küresel ölçekte nadir bir beceri.
Ama burada da bir risk var:
Hızlı üretim, derin değer yaratmanın önüne geçerse ekosistem “çok uygulama, az kalıcılık” tuzağına düşebilir.
Kurumlar Yapay Zekâya Yakın, Girişimlere Uzak
Raporun belki de en rahatsız edici verisi burada.
- Kurumların %53’ü yapay zekâyı iş süreçlerine entegre ettiğini söylüyor
- Ama yalnızca %6,25’i bu süreçte yerli yapay zekâ girişimleriyle çalışıyor
Yani:
Yapay zekâ var.
Yerli girişim var.
Ama arada köprü yok.
Bu kopukluk iki şeyi aynı anda söylüyor:
- Kurumlar yerli çözümlere güvenmekte temkinli
- Girişimler kurumsal ihtiyaçlara göre ölçeklenmekte zorlanıyor
Bu boşluk kapanmadan, ekosistem kendi içinde büyür ama dışarıya etki edemez.
Anket sonuçları şaşırtmıyor ama netleştiriyor:
Yapay zekâ adaptasyonunun önündeki en büyük engel açık ara:
Nitelikli insan kaynağı eksikliği
Ne regülasyon,
Ne maliyet,
Ne veri.
İnsan.
Bu da bize şunu söylüyor:
Türkiye’nin yapay zekâ problemi teknolojik değil, yapısal.
Eğitim, iş gücü dönüşümü ve yetenek tutma politikaları birlikte ele alınmadan, yatırım artışı tek başına sonuç üretmiyor.
Bu raporun sorduğu soru şu değil:
“Türkiye yapay zekâda iyi mi?”
Asıl soru şu:
Türkiye yapay zekâda ne olmak istiyor?
- Altyapı sağlayıcısı mı? Hayır.
- Foundation model oyuncusu mu? Gerçekçi değil.
- Hızlı uygulama üreten, global pazara çalışan bir çözüm ülkesi mi? Evet, bu mümkün.
Ama bunun için:
- Kurum–girişim ilişkisi yeniden tanımlanmalı
- Erken aşama finansman derinleşmeli
- İnsan kaynağı meselesi “herkes biliyor” seviyesinden “herkes çözmek zorunda” seviyesine çıkmalı
Bu rapor bir sonuç değil.
Bir eşik belgesi.
Türkiye yapay zekâda kalabalık bir sahnede duruyor.
Şimdi karar vermesi gerekiyor:
Seyirci mi olacak, oyuncu mu?